1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Akıl, Tarikat ve Mısır
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Akıl, Tarikat ve Mısır

A+A-

Uzun zamandan sonra Mısır’a tekrar gitmek hem anılarımızı hem de dostluklarımızı tazelemek için bir fırsat oldu. Geçen hafta ilk gözlemlerimi aktarmıştım. Seyahatimizin ikinci günü içimizi yakan bir haber geldi Ankara’dan, askeri servis aracına bombalı saldırı. Hem de başkentin göbeğinde, en güvende olmasını beklediğimiz noktada. Vatana döndük ve gördük ki unutulmuş bile.
*
Soma faciası yaşandığında da Irak seyahatindeydim gurbetteyken vatandan acı haber almak daha da yakıcı… Bu acımıza acı katan, bazı tarikat hocalarının görevlendirilip, arkasından böyle ağlarsanız ölüler mezarlarında rahat edemez türünden vaazlar ile kazanın, ölümün fıtrattan kaynaklandığını, kadere iman gerektiğini anlattırarak halka bir tür afyon verenleri, verdirenlerini görmemiz oldu… Kadere imanımız elbette tamdır ama iman, olayın üzerine gidip, 300’den fazla can kaybından sorumlu kusurları ve kusurluları adaletin kılıcına teslim etmek, tedbirleri geliştirmek için engel olmamalıdır.
*
Bu seyahatimde yeni şeyler öğrendim. Örneğin; Napolyon’un Mısır’ı işgal ettiğinde piramitlerin önünde duran insan başlı aslan heykeli Sfenks’in burnunu top gülleleri ile kırdırmakla kalmadığını… O zaman, Osmanlı’nın bir vilayeti olan Müslüman bu ülkeyi işgal ettiğinde Napolyon’un ilk işlerinden birisi Mısır halkı üzerinde etkili olan dergâhlara erzak göndermek olmuş… Kendisini eleştiren komutanlarına ise şu açıklamayı yapmış; “Dergâhların, tarikat liderlerinin muhabbetini kazanırsak bize karşı oluşabilecek direnci en kökünden kırmış oluruz, işimiz kolaylaşır…” Hıristiyan bir komutandan erzak yardımı geldiğini gören tarikat liderleri, şeyhler ne yapmış dersiniz? Elbette şaşışmışlar, oturup düşünmüşler ve tartışmışlar. Şu sonuca varmışlar; “Bir Hıristiyan komutan bizim gibi İslam’a hizmet(!) eden bir dergâha yardımda bulunuyorsa bunda bir hikmet vardır. Olsa olsa bu adam Müslüman olmuştur. Müslüman olmasa bize niçin yardım göndersin ki?!” Bu durumda Napolyon’un görüntüde belli etmese de kalben Müslüman olduğu kanaati oluştuğundan Fransız işgaline karşı direnmek yersiz bulunmuştur. Herkes ibadetine devam etsin. İşgalci Fransız olsa da komutan kalben Müslümandır ve bu işgalde de bir sakınca yoktur… Mısır’ın Osmanlı’dan kopuşunda daha sonra İngiliz kontrolüne geçişinde bu zihinsel kaymanın ve din(!) adına aklı kullanmaktan vazgeçenlerin çok etkisi olduğu kesindir.
*
İster istemez Moğolların, Selçuklu Devleti’ni mağlup edip Anadolu’yu işgal ettiğinde Mevlana gibi bazı zatların çıkıp, işgale karşı direniş hareketlenmesine giren insanlarımıza, Moğolların çok güçlü olduğunu, onları yenmenin imkânsız olduğunu, bir direniş hareketinin boşuna Müslüman kanı akıtmak olacağını, bu işgalden kurtulmak için harekete geçmek yerine “kurtarıcı olarak Mesih’i beklemenin” ve o gelince kurtulacağımıza inanmanın doğru olduğunu anlatarak tüm direniş heyecanını, iradesini ve bilincini nasıl yok ettiğini hatırladım.
*
Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Kurtuluş Savaşı sırasında 13-15 yaşındaki sabilerin bile cepheye gitmeye başladığı bir ortamda babayiğit(!) adamların “Derviş olacağız, mürşit bulacağız, Cennet’i garantileyeceğiz” gerekçesi ile tarikatlara dergâhlara akın ettiğini bilmeyenimiz yoktur. Bilmeyenler de araştırsın lütfen. Günümüzde “vicdanî retçilere” lanet okuyanların, o günün derviş müsveddelerine diyeceği bir söz mutlaka olacaktır.
*
Mekân ister Mısır olsun ister Türkiye, Müslüman’ın sorunu aynıdır…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.