1. YAZARLAR

  2. Muhammet Öğüt

  3. Ankara'da İkinci Yarı
Muhammet Öğüt

Muhammet Öğüt

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ankara'da İkinci Yarı

A+A-

ATİKER Konyaspor ligin sonuna doğru yaklaşırken Ankara deplasmanında Osmanlıspor ile karşılaştı. Her iki takımında üst sıralarda kalması için kalan maçlardan galibiyet ile ayrılması gereken bu müsabakadan beraberlik çıktı.

Deplasmanda alınan 1 puan her zaman için iyidir, cümlesi bu maçın telafisi olabilir mi? Çok şüpheli... Maç genelinde ortada geçen bir karşılaşma olsa da, Osmanlıspor'un direkten dönen topları ve penaltısı Atiker Konyaspor'un iyiliğine oldu.

Atiker Konyaspor sahaya çıktığı ilk 11 ile ne kadar başarılı olurdu? Tam bir soru işareti...

Ofansif düşüncesi olan bu kadroda Hora'nın yine formsuzluğu gözlerden kaçmadı. Çıktığı birçok maçta en rahat pozisyonlarda bile eli boş dönmeyi sağlayan Hora yine alışkanlığını bozmadı.

Köşelerden yapılan ortalar, oyunu açmak için yapılan pasların sonu sürekli hüsranla sonuçlandı. Atiker Konyaspor'un bu gidişatı ligin sonuna ne kadar etki yapar bilinmemekle beraber, hedeflerine veda etmesini bile sağlayabilir.

Aykut Kocaman'ın ısrarla takımdan ayrılacağını söyleyen sözde bağımsız ama Fenerbahçe ile iç içe olan gazeteciler bir yana, diğer tarafta da sürekli basın toplantılarında takımın gelecek sezon yapılacak nokta transferleri ile birlikte daha iyi yerlere geleceğini söyleyen Aykut Kocaman bulunuyor.

Atiker Konyaspor ile sözleşmesinin devam ediyor olması milletin aklında olsa da, yazılan çizilen haberler sonucu taraftarın aklı bulanıyor.

Şampiyonluk yolunda matematiksel olarak şansları olsa da, psikolojik olarak bulunmadığını düşünüyorum. Onlar için tek umut Ziraat Türkiye Kupası olduğu için, şuan yazılan haberlerin Atiker Konyaspor takımının ve taraftarının üzerinde oynanan bir algı operasyonu olduğunu düşünüyorum.

Finalde Atiker Konyaspor ile karşılaşmak istemeyen Fenerbahçe'nin bu tür algı operasyonları yapması bizleri şaşırtmıyor.

Ne zaman bir gazetede veya blog yazısında Aykut Kocaman ile ilgili haber yapılsa büyük ses getiriyor, takım o hafta kötü sonuç alıyor.

Atiker Konyaspor'un takım gücünden ziyade arkasında sağlam bir taraftar kitlesi var. Sonuç ve gidişat ne olursa olsun takımı yalnız bırakmıyorlar.

Sadece iç sahada değil, deplasmanlara bile geliyorlar. Onları anlatmak kelimelere sığmaz. Ailelerinden, ceplerinden, sağlıklarından fedakârlık yapıp her zaman sevdalarının peşinden sürgün yiyorlar. Bu kadar kopyadan sonra sizlerde anlamışsınızdır, kimlerden bahsettiğimi...

Evet evet doğru bildiniz, 'Nalçacılılar' grubu onlar, hem fikiriz... En uzak deplasmandan, en yakın deplasmana ayırt etmeden takımı yalnız bırakmıyorlar. 7'den 70'e bu takım uğruna fedakarlıklar yapıyorlar. Öyle bir taraftar kitlesine sahip olmak her takıma nasip olmaz. Küçüğünden, büyüğüne, engellisinden, hastasına her kesimden taraftarı bulunuyor. 1 hafta içinde 2 deplasman yapmak elbet ki yorucu ve maliyetli oluyor ama onlar bunu asla göz önüne almıyor, sevdasını terk etmiyor. Senelerin tribüncüsü 'İsa Parlak' abimi bir kere iş yerinde ziyarette bulunmuştum.

Konyaspor'un şuan ki durumu ve geçmiş yıllarını konuşmuştuk. O zaman bir sözü beni gerçekten etkilemişti. "Şuan ki gazeteciler maça gelmeden, sadece gördükleri kadarını yazıyor, ama oradaki yaşananları kaleme alan yok." Bu söz gerçekten öyle bakıldığında taraftarın Konyaspor'dan bir nebze olsun beklentileri ve çıkarları yokken takımı yalnız bırakmayan taraftarları varken, diğer tarafta bu onun işi olmasına rağmen maçlara gelmeyip, sadece gördüklerini yazdığı için para alan gazeteciler var.

Ankara deplasmanında bende vardım.

Birçok deplasmanlara sağlık sorunlarımdan dolayı gidemesem de, yakın deplasmanlara gittiğimi herkes bilir. Bir gazeteci kimliği ile değil de, taraftar olarak katıldığım bu deplasmanda, gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazmayacağım anlamına gelmez. Şehir girişine yaklaşırken uzun kuyruklu ama akıcı bir trafik ile karşılaştık.

İlerde polis ekipleri bizleri bekliyordu. İlk önce arandık, hemen ardından otobüsümüz arandı. Diğer otobüslere de bakılmaya başlamıştı, maça ise 1 saatten az bir süre kalmıştı. Bizi tek olarak salmayan polisler, bütün otobüslerin işini bitirdikten sonra bize escortluk yaparak stadyuma götürmeyi hedefliyordu. O kadar bekledikten sonra otobüslere tek şeriti açarlar basar gideriz diye düşünürken, trafikle iç içe gittik. Polisin önden basıp gitmesi bizim yolu karıştırmamıza sebep oldu. Ekstra yol gittik ve stadyumu zor bulduk. Bu seferde Spor müdürleri ile tartıştık. Bağajdan benim 'engelli aküllü aracımı' indiren taraftara bağırarak, "hızlı olun sizimi bekleyip durucaz" dedi. Otobüsleri nedense ilk girişte stadyuma rahat 1 km. uzaklıkta durdurdular. Gökten öyle bir bereket yağıyordu ki bardaktan boşalırcasına, görevlilerin ve spor müdürlerinin üzerinde ise yağmurlukları olduğu için çok rahatlardı.

Taraftarı ise o kadar uzağa indirtip o yağmurda stadyuma yürüttü. Kapıya geldiğimizde ise davullar, pankartlar stadyuma alınmayacağı söylendi.

Pankartlarda her an gibi siyasi vs. yasaklı şeyler yazmıyordu. Grubun ismi olan o pankartlar ve davullar içeri alınmadı. Engelli bileti maç günü alındığı için bende gişeye gittim. Aldığım cevap beni çok sinirlendirdi. Maçta dakika 18'i geçtikten sonra gişede işlem yapılamıyormuş.

Normalde karşılaşmanın ilk yarı sonuna kadar açık durması gerekiyor.

Spor müdürlerinin yanına giderek mevzuyu anlattım. Onların yapabileceği hiç bir şeyin olmadığını ilettiler bana, ben bildiğim ve yapacağı işlemi bunlara söyleyince şaşırdılar. Biraz da tartıştık.

Uzun uğraşmalar ve tartışmalar sonucu biletimizi aldık. Maça girdiğimizde 2. yarı başlamıştı. Misafir tribün geç girmesine rağmen yine tüm kontrolü kendi eline almışken çıkan kavga ortalığı karıştırdı.

Atiker Konyaspor'un bazı grupları kendi içinde birbirine saldırırken diğer gruplar onları ayırdı. Tam mevzu tatlıya bağlandı dedik, polisler misafir tribüne girerek biber gazı sıktı. Ondan sonrası zaten kocaman bir rezalet...

Ankara'nın sistemini ve polisini sevmiyorum. Bu olaylara ne gerek var?

Yazık günah...

 

Ankara deplasmanı boyunca benimle sürekli yakından ilgilenen Onur Yılmaz'a, Abdullah Şamcı'ya ve Üni Nalçacılılar grubuna teşekkür ederim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.