1. YAZARLAR

  2. Serkan Karataş

  3. Aşırı Enformasyon Çağı
Serkan Karataş

Serkan Karataş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Aşırı Enformasyon Çağı

A+A-

Klasikleşmiş bir cümle kuralım: İletişim araçları çok ama iletişim yok…
Peki, insanlara bu cümleyi kurduran temel saikler nedir? Bu sorunun cevabını irdelemeden önce tespitlere daha doğrusu klasik cümleler kurmaya devam edelim. “Hiç kimsenin vakti yok, durup ince şeyleri görmeye”…
Gülten Akın’ın bu cümlesi böylesi bir yazıda kendine ne şekilde yer bulmalıdır. Öncelikle başa dönecek olursak “iletişim kurmaya vaktimizin olmadığı bir çağda mı yaşıyoruz?” yoksa “herkes iletişim kurmak amacıyla elimizin altında durduğu için kimse ile iletişim mi kurmuyoruz?” Bu sorular burada dururken devam edelim…
Gündelik hayatta billboardlarda, tv ekranlarında, web’deki gezinti sayfalarında ve bilumum mecralarda sağdan, soldan; aşağıdan yukarıdan her yönden taarruz altında kaldığımız bir “bilgi, reklam, marka bombardımanı” var. Bir insanın günde ortalama 3000 adet reklama maruz kaldığı bir çağda hepimiz “imge tüketici” rolüne bürünmüş bulunmaktayız.
Peki, tükettiğimiz bunca imgeden “tat” alıyor muyuz? Yoksa boğazlarımıza yapışan kekremsi bir şeyler mi var? İtiraf etmek gerekirse her birimiz bu durumlardan “bunalmış” vaziyette ve kendisine kaçış alanları yaratmanın peşinde…
***
İletişim araçlarının çokluğu; kamyonlarca hammadde çıkarabilecek bir dağın durumunu andırıyor. Fakat sorulması gereken şu: bu malzemelerle ne inşaa ediliyor? Tüketim toplumunun gerektirdiği bir şekilde bunca malzemeden inşaa edilen lüks bir binanın manzarasına “traşlanmış o dağı mı yerleştirmek” yoksa iphonelerden kule mi kurmak? Elbette bu durum karşısında sorgu mekanizmalarını yitirmiş vaziyetteyiz. Yüksek katlardaki “dağ manzarasından” edindiğimiz haz; yerde yürürken gördüğümüz taşların kalbine değmiyor. Kısacası çok bağıran, çok konuşan, çok kelime üreten, çokça işaret parmağını uzatıp “sen, sen” şeklinde nidanlarda bulunduğumuz bir dünyada “elbette” kimse kimseyi duyamaz, anlayamaz ve en önemlisi hissedemez halde….
Peki, ne yapmalı?
Bazı önerilerin doktor reçetesi gibi önümüze koyulup tabiri caizse “hap gibi tablet gibi” yutup ağrılarımızın dinmesini bekliyoruz. Bunun içinse modern tahayyüllerin sunduğu enstrümanları kullanmaya devam ediyoruz. Fakat;
Elbette iletişim çağının getirdiği edinimler göz ardı edilemez.
Elbette iletişimi daha doğrusu “modern iletişim yöntemleri, çeşitleri” de göz ardı edilemez…
***
Bu durumda teleskobun icadı ile beraber yıldızlar hakkında bilgi sahibi olmaya; gözlem yapmaya çalışan insanların bunlardan çıkardığı sonuçlarla “aklı önceleyen” fakat “hissi yok eden” tutumuna karşın; iletişim çağının kazanımlarını kâinatın muhteşemliğini görme üzerine yoğurabilmeliyiz. Bunun için yıldızlardan serili bir yürüyüş yolu yerine, tek bir gök cisminin bize anlattığı kâinatı ve evreni okuma yetisine sahip olabilmeliyiz. Ve binlerce takipçinin, yüzlerce “arkadaşın” ne yaptığı, ne söylediği ile ilgilenmek yerine tek bir insanla iletişimin, muhabbetin hakkını verebilmeliyiz.
Belki o zaman dağ bize yüreğini açar, teleskobumuz bir insan kalbine yönünü çevirir…
Kim bilir…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.