1. YAZARLAR

  2. Mustafa Güden

  3. Ayasofya Bir Meydan Okumadır-1
Mustafa Güden

Mustafa Güden

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ayasofya Bir Meydan Okumadır-1

A+A-

Bizim nesil hüzünlü Ayasofya söylev ve şiirleriyle büyüdü. En güzel ağıtlar ona yakıldı, en haşmetli nutuklar onun için söylendi. Esasen, Bizans’ın fakirlik ve ilgisizlikten harabata terk ettiği Ayasofya’nın o halini görünce çağ kapatıp yeni bir çağ açan fethin kumandanı Sultan Fatih’in dudaklarından şu dizeler dökülüvermişti:

Örümcek Kisra’nın takında perdedarlık ediyor,

Baykuş Efresyâb’ın kalesinde nevbet vuruyor.

Sonrası malum; Sultanlar Sultanı, bakımsızlıktan mezbeleye dönmüş Ayasofya’yı yeniden imar ve ihya ederek İslam’ın hizmetine sundu. Gel gör ki, 20. yüzyılın başlarında bitap düşen Osmanlı’dan sonra ülkemiz tarih sahnesindeki varlığını yeni bir hüviyetle sürdürürken ‘o günlerin ağır siyasi şartlarından olsa gerek’ Ayasofya ‘tadilat kararıyla ibadete kapatılıp’ sonraki zamanda da müze olarak tefriş edilerek vaktin akışına bırakılmıştı. Osman Yüksel Serdengeçti bu duruma karşı çıkan ediplerdendir;

‘Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!

Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi ışıl ışıl yanan muhteşem mabet!

Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun, diye başlayan meşhur şiirinde;

“Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?

Seni çırılçıplak soyan kim?” diye sormayı da ihmal etmiyordu.

Ya İlhan Berk’in Ayasofya’yı tasvirine ne demeli?

‘Ayasofya elleriyle yüzünü kapamış, bütün iştahıyla ağlıyor’ derken şair, ne de güzel anlatıyordu elem veren mukadderatı.

Fakat bütün bunlardan başka bir de Necip Fazıl’ın “Ayasofya; ne taş ne çizgi, ne renk ne hacim, ne de bütün bunların madde senfonisi; sadece mana, yalnız mana” cümleleriyle tasvirde bulunduğu bir Ayasofya Hitabesi vardır.

 “Ayasofya üzerinde çok lâf ettik! Ama lâfta bile onu tasavvur edebilmiş, mülkiyetimiz altına alabilmiş değiliz!” dediği söylevinde Üstat “Biz kimden neyi istiyoruz” diye sorduktan sonra derin bir tahlil yapar:

“İstanbul’daki Süleymaniye, Edirne’deki Selimiye, bunlara karşılık da Roma’daki Sen Piyer, Paris’teki Notrdam, bizde ve onlarda daha niceleri, madde ve hattâ gayelerine bağlı mana kıymeti olarak, Ayasofya’nın eşik taşına bile denk değildir. Zira bütün bunlardan her biri, kendi gayesinin tabiî şartları içinde, tek taraflı olarak yükseltilmiş eserler, Ayasofya ise bunların yanında bir kümes bile olsa, öyle bir nasibin sahibi ki; ne madde, ne de tek taraflı mana ölçüsüyle ona varmak kabil değildir”

Üstadın bu hitabede can evimizi sarsan sözlerine dikkat edin:

“Ayasofya, bir mananın zıt manaya taarruz ve onu zebun edişinin, bütün dünyada eşi olmayan abidesidir. Öbürleri belli başlı ruh içinde birer mekân da, Ayasofya mekân içinde ruh; zıt mekânda galip ruhtur. Yeryüzünde çok kilise camiye ve nice cami kiliseye çevrilmiştir ama böylesi, tarihi şartları bakımından tektir.”

***

Geçtiğimiz Ramazan Bayramında Ayasofya’da Fetih Suresi’nin tilavet edilmesi bu ulvi mekânın yeniden cami olarak tefriş edilerek ibadete açılması beklentilerini ‘haklı olarak’ yükseltirken umulmadık çevrelerde de az bile olsa ‘hayal kırıklığı’ kabilinden aykırı sesler de yükselmişti. Ayasofya’nın aslına iadesine ilişkin Danıştay’da açılan davanın karar yazım aşamasında Yunanistan Ortodoks Kilisesi Lideri, Atina ve Yunanistan Başpiskoposu Leronymos “Türkiye’nin Ayasofya’yı camiye dönüştürmeye cüret edebileceğini sanmıyorum” diyerek kendince bir güç gösterisinde bulunmaya çalıştı. Siz buna ‘bir nevi’ meydan okuma da diyebilirsiniz. Başpiskopos’u bu sözleri sarf etmeye cesaretlendiren de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Fransa Dışişleri Bakanlığı ve Rusya Ortodoks Kilisesi’nin yaptığı ‘Ayasofya’nın statüsünün korunması çağrısı’ olmalıydı.

Yarın devam edeceğiz…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.