1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkcı

  3. Bayram, Fetih, İşgal-2
Yılmaz Sandıkcı

Yılmaz Sandıkcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayram, Fetih, İşgal-2

A+A-

Dün kaldığımız yerden devam edelim. Sözcükler küçüktür ancak çok büyük anlamlar taşırlar, bu anlamlar bazen milletin var olması ile yok olması arasındaki tercih kadar büyük olabilirler.

*

Bizim kaybetmemizden yarar görenler, durumu devam ettirmek için sözcüklerin üzerinde durmamızı istemiyorlar ve hem din adına DİÇ’ler (Dini İçeriden Çarpıtan, hurafeciler) eli ile hem de tarih adına TİÇ’ler (düşman yalanlarını tarih diye anlatarak Tarihimizi İçeriden Çarpıtanlar) eli ile… Durumdan yarar sağlayan siyasetçiler ise sözcükleri anlama ve anlatma ihtiyacı duymuyorlar bile. Konuşup geçiyorlar.

*

Örnek verecek olursak, devletimizi yönetmesi, milletimize hizmet etmesi için atanmış bir bakanın yaptığı son gaf:  “…Fatih, 1453 yılında İstanbul'u işgal ettiğinde…” ..

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u işgal mi etti, fetih mi? Ne kadar basit bir konu. Takılma böyle küçük sözcüklere, uğraşma bunlarla diyenlerden misiniz yoksa? Hadi, insanlık halidir sayın bakanın dili sürçtü diyelim geçelim. Peki, dili sürçmeden böyle konuşanlar da var. Onlara ne diyelim?

*

Biz zamanında “seçilmiş” ile “atanmış” sözcükleri üzerinde de durmadık yeterince, şimdi demokrasi ile monarşi arasındaki farka da yeterince zaman ayırmadığımız kendini gösteriyor. Peki yarın birileri kalkıp, 1918 yılında İngilizlerin İstanbul'u işgali için “fetih” derse ne yapacağız? Sonra, bir de 1923 yılında İstanbul'u İngilizlerden geri aldığı için Atatürk'e de işgalci derlerse öylece bakacak mıyız? Demezler demeyin, derler hem de neler neler derler, eğer hala uykuda olduğumuzu görürseler… Hatta diyorlar bile, ajan diyorlar, vali diyorlar, bilmem ne diyorlar. Kurtarıcı bir kahramanı gözden düşürmeye çalışıyorlar. Şimdilik ufaktan, yavaş yavaş diyorlar. Peki biz cevap veriyor muyuz? Veremiyoruz çünkü konuşmalarımız hala sönük ve sığ, zihinlerimiz eskisi kadar karanlık değilse bile bulanık, karışık… İnsanımız tarih sandığı düşman yalanlarına kandığı için birbirine giriyor, işin aslını anlamak için çalışmıyor.

*

Bu durumdan yararlanıp “…düşman kazansaydı daha iyi olurdu…” gibi bir söz ile kafaları iyice karıştırana da mı küçümseyen gözlerle bakıp, duymazdan geleceğiz? Hadi bunlar “doğru bilgi ile yanlış yola saptırma uzmanı”, “doğru bilgiler arasına yalan karıştırma uzmanı” olarak eğitilmiş ve aramıza karıştırılmış memurlar ise ne yapacağız? Bunları tarihçi zannederek, düşman yalanlarına tarih diye kananlar daha da çoğalırsa ne olacak?

*

Hatırlayalım, “ABD’nin himayesinde İslamcı gibi konuşan” birinini “müslüman din adamı zannedenlerin bedelini” nasıl da acı ve ağır ödedik. Yine de Allah korudu ve korkulan olmadı çok şükür. Peki, “İngilizin himayesinde Osmanlıcı gibi konuşan” birini “tarihçi zannedenlerin bedeli” ne olur? Kim öder? Hiç düşündünüz mü?

*

Bazen özeleştiri yapar gibi, bazen düşmanın bakış açısından bakar gibi, bazen ağzından kaçırmış gibi konuşanlar, milli reflekslerimizi harekete geçirmiyorsa aynen, sorunların tohumlarını görmeme, ezip geçtikleri dikenlerin ileride ağaç, orman olacağını düşünmeme hatasına düşen Osmanlının maruz kaldığı acılara muhatap olacağız demektir. Bunu söylemek için kahin, müneccim olmaya gerek yok!... Yarın devam edelim inşallah, selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.