1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Bayramda Ne Konuşalım?
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayramda Ne Konuşalım?

A+A-

Havadan sudan, eften püften, siyaset spor, eee daha daha nasılsınız? Derken, hadi bize müsaade… Eğer bir ülkede, kültür, sanat, spor ve bilimden çok siyaset konuşuluyorsa biliniz ki o ülke gelişmemiş bir ülkedir. Spor deyince futboldan başka bir şey yok ise, siyaset deyince ülkenin geleceği, kalkınma politikaları, fikirler yerine, kişiler hakkında konuşuluyor ise o ülke, o insanlar gelişmemiş değil geri kalmıştır demek daha doğru olmaz mı?
*
Kafamdaki esas soru şudur; Her yıl 2 dini bayram yaşıyoruz da gerçekten amacına uygun mu yaşıyoruz? Küsler barışıyor mu gerçekten? Ziyaretler amacına ulaşıyor mu, yoksa görüntüyü mü kurtarıyoruz sadece?
*
Japonlar Müslüman olmadıkları halde, Peygamber (sav) efendimizin “Bugünü dününe eşit olan kayıptadır” nasihatini, sürekli iyileşme, sürekli gelişme anlamında “Kaizen” diye adlandırarak kendilerine uyarlamışlar ve dünyanın süper güçlerinden birisi olmuşlar. Müslümanlar ise bu ve buna benzer nice nasihati, ilkeyi “söylemek ve dinlemek” ötesine geçemedikleri, anlayıp uygulamaya koyamadıkları için dünya görüşü gelişmemiş, kendi kendilerine dar ettikleri dünyada, birbirini yerken din kardeşini kurtarmayı bile düşünemez hale gelmişledir.
*
Örneğin bayramlarımız toplumu huzura, huzuru aydınlığa, aydınlığı da kalkınmaya çevirmek için büyük iki fırsat olarak değerlendirilebilir. Yine Japonlardan bir örnek; Eş, dost, akrabalar önceden belirlenen bir zamanda, bir büyüğün evinde toplanıyorlar, herkes, herkesin önünde, kimse kimsenin arkasından konuşmadan son toplantıdan bu yana kim kimden haksızlık gördüyse, kim kimin hakkında gıybet edip, dedikodu çıkardıysa ortaya döküp, itiraf ediyorlar. Yani bizim tabirle herkes eteğindeki taşı döküyor. Ya da sevgili Ahmet Elmalı Ağabey’den öğrendiğim ifade şekli ile “Herkes karnındaki kurtları büyütmeden ortaya çıkarıyor ki, kurtlar daha fazla büyüyüp bireyleri ve toplumu yemesin” Fitne daha küçükken ezilmesi gereken bir tohumdur, dal budak salmaya başlayınca başa çıkmak zor olur. Bu yüzden Japon toplumunda insanlar birbirine saygılıdır, felaket dönemlerinde bile birbirini ezmezler, sıra kapmak gibi ilkel davranışlara girmezler.
*
Biz Müslümanlar olarak bayram vesilesine rağmen böyle bir gelenek oluşturmakta gecikmişiz. Ama ilim Çin’de de olsa gidip alın diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Peki, yapabilir miyiz? Bu büyüklüğü gösterebilir miyiz? Her gün 5vakit secdeye gitmesi gereken başımızı bana “Kul hakkı ile gelmeyin” diyen Allah (cc) aşkına, hakkını yediğimiz, hakkında laflar ürettiğimiz dost ve akrabalarımız önünde de eğerek, bir daha tekrar etmemek üzere af dileyebilir miyiz?
*
Mücrimler bu büyüklüğü gösteremeseler bile, haksızlığa uğrayanlar, haksızlığa uğradığını düşünenler, bunu affedebiliyorsa söylesin. Affedemiyor, sindiremiyorsa onu da söylesin. Uğradığı haksızlıktan, dedikodudan kaynaklanan maddi veya manevi zararın giderilmesi konusunda akrabalar arasında bu talebi ifade etsinler. Haksızlık edene, dedikodu çıkarana, gıybet edene, ihanet edene de “Amacı barış ve huzur olan bir tarzda” hesap sorulsun. O da kendini savunacaktır elbette. Belki de olay bir haksızlık değil de yanlışlıktır bir yanlış anlamadır.
*
Olaylar ortaya çıkınca, adalet ortamı oluşunca insanların huzuru artar, huzur ortamında “küslükten” bahsetmek bile boştur. Herkes gönül hoşluğu içinde bayramını yaşar ve hayatına kalbi dingin, zihni dingin olarak devam eder. İşine, amacına yoğunlaşır, başarısı artar. Mutlu bayramlar, aydınlık yarınlar dilerim…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.