1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Bayramınız Huzur Getirsin
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bayramınız Huzur Getirsin

A+A-

Her yıl iki dini bayram yaşıyoruz. Yaşıyoruz da amacına uygun mu yaşıyoruz? Küsler barışıyor mu gerçekten? Yoksa görüntüyü mü kurtarıyoruz sadece? Kafamdaki esas soru şudur; Bayramlar neye yarar? Şeker, baklava, et yerken, havadan sudan, eften püften muhabbet etmeye mi?

*

Japonlar, Müslüman olmadıkları halde, Peygamber (sav) efendimizin “Bugünü dününe eşit olan kayıptadır” sözünü, sürekli iyileşme, sürekli gelişme anlamında “kaizen” diye adlandırıp kendilerine uyarlamışlar ve dünyanın süper güçlerinden birisi olmuşlar. Müslümanlar ise bu ve buna benzer nice hadisi, nasihati, ilkeyi “söylemek ve dinlemek” ötesine geçemedikleri, anlayıp uygulamaya koyamadıkları için işe yarar bir dünya görüşü geliştirememiş, kendi kendilerine dar ettikleri dünyada, birbirini yerken, düşmanın ezdiği din kardeşini kurtarmayı bile düşünemez hale gelmişledir.

*

Biz, 60 küsur ülkede bilmem kaç farklı milletin mensubu olduğu İslam dünyası hakkında konuşmadan önce kendimize bir bakalım. Örneğin, dini bayramlarımız toplumu huzura, huzuru aydınlığa, aydınlığı da kalkınmaya çevirmek için büyük iki fırsat veriyor bize, biz bu fırsatı değerlendirebiliyor muyuz? Dostlar arasında, akrabalar arasında güven ve huzuru tesis edebiliyor muyuz?

*

Yine Japonlardan bir örnek; Her yıl, akrabalar önceden belirlenen bir zamanda, bir büyüğün evinde toplanıyorlar, herkes, herkesin önünde, geçen yıl yapılan son toplantıdan bu yana kim kimden haksızlık gördüyse, kim kimin hakkında gıybet edip, dedikodu çıkardıysa ortaya döküp, itiraf ediyorlar ve bir tür helallik istiyorlar. Konya’mızın değerli sanayicilerinden sevgili Ahmet Elmalı Ağabeyin ifade şekli ile “herkes karnındaki kurtları büyütmeden ortaya dökmeli ki, kurtlar bireyleri ve toplumu içerden kemirecek kadar büyümesinler”…

*

Biz, Müslümanlar olarak, iki dini bayrama rağmen böyle bir gelenek oluşturamamışız. Niçin acaba? Her gün beş vakit secde etmesi gereken Müslümanlar olarak, kendisine haksızlık ettiğimiz, arkasından dedikodusunu yaptığımız, ulaşamadığımız ciğer misali mundardır diyerek kıskançlık duygularımızı üzerinde bastırdığımız kişiden, diğer tanıdıklar önünde yaptığımız hatayı itiraf edip, af dileyecek kadar medeni olamadığımızdan, bireysel gelişimimizi tamamlayamadığımızdan olabilir mi?

*

Mücrimler bu büyüklüğü gösteremeyebilir elbette. O zaman haksızlığa uğrayanlar, haksızlığa uğradığını düşünenler, affedebiliyorsa affettiğini söylesin. Affedemiyorsa onu da söylesin. Uğradığı haksızlıktan, dedikodudan kaynaklanan manevi veya maddi zararın giderilmesi konusunda, itibarının iadesi konusunda talebini, akrabalar toplantısında herkesin önünde ifade etsin. Arkadan konuşmalar son bulsun! Haksızlık edene, dedikodu çıkarana, gıybet edene, ihanet edene, kıskançlığını kontrol edemeyene de “barış ve huzur tesis etmek amacıyla” hesap sorulsun. O da kendini savunabilsin. Belki de olay bir haksızlık değil de, bir yanlışlıktır, bir yanlış anlamadır sadece. Gülünüp geçilsin.

*

Gerçekler ortaya çıkıp, adalet yerini bulunca, insanların huzuru artar, huzur ortamında “küslükten” bahsetmek bile boştur. Herkes gönül hoşluğu içinde bayramını yaşar ve hayatına kalbi dingin, zihni dingin olarak devam eder. İşine, amacına yoğunlaşır, başarısı artar, toplum gelişir, millet gelişir, ümmet gelişir… Mutlu bayramlar, aydınlık yarınlar dilerim…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum