1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Benim Oyum Bir mi?-2
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Benim Oyum Bir mi?-2

A+A-

Önceki yazımızda, profesörün yetiştirdiği öğrenciler, merak etmeyi, araştırmayı, sorgulamayı, görüntüye, söylentiye kanmak yerine aklını zekasını kullanıp, analiz ederek işin aslını aramayı, düşünmeyi , öğrenmeyi, farkındalık sahibi  olmayı öğreniyorsa ve bilinçli bireyler olup insanlık seviyesinde yükseliyorsa, o profesörün oyu, koyun yetiştiren çoban ile yine “bir” olmakla birlikte, yetiştirdiği insan sayısı kadar fazladır çobandan demiştik.

                                                                          *

Aynı tespiti, sanatçı üzerinden de yapabiliriz. Hani kendini sanatçı(!) zanneden bazı tipler var ya, çıkıp benim oyum dağdaki çoban ile bir mi? diyorlar ya, işte o tiplere de bir çift söz edelim şuracıkta. Bu sorum size ve sizin gibi düşünenlere :

                                                                         *

Sanatçı sıfatı ile bir topluma hitap eden kişi, hitap ettiği toplumda, insanların görüntü ve söylentiler üzerinden  zanlar ile kandırılmasını önleyecek ve o insanların düşünerek, sorgulayarak işin aslını anlama çabasını artırmayı sağlayacak bir etki yapabiliyorsa sanatçıdır ve oyu, aydınlanmasını sağladığı, yalanlara kanmaktan kurtarıp gerçeği anlamasını sağladığı kişi sayısı kadar fazladır çobanın oyundan. mu? Sanatçı, hitap ettiği toplumu güldürürken, hüzünlendirken, düşündürürken aydınlatır.

                                                                        *

Hitap ettiği toplumun aydınlanmasına katkı sağlamayan sanatçı olur mu hiç? Hakkın, adaletin yanında durmak yerine gücün yanında duranlar sanatçı olabilir mi? Olamaz! Onlar ancak eğlendiricidir veya bir gösteri elemanıdır sadece. Örneğin, bir şiir ortaya çıkaran bunu şarkı türkü olarak besteleyen bir de bunu seslendiren kişileri düşünün. Hangisi sanatçıdır, hangisi eğlendiricidir? Terzinin ortaya çıkardığı bir elbiseyi üzerinde taşıyarak gösteren birisi sanatçı mıdır? Veya bir filmde, bir dizide, roman yazarının anlattığı, senaristin şekil verdiği bir karakter “gibi rol yapan” kişi ne kadar sanatçıdır? Bir karakter, bir yaşam hikayesi yazmak mı o karakter gibi davranmak mı sanattır?

                                                                      *

Gördüğünüz gibi demokrasilerin temelindeki oy konusunda bile sonuç alıcı bir tartışma yapabilmek için anlamını berraklaştırmamız gereken ne kadar çok sözcük var. Memleket, henüz sanatçı tanımını bile doğru düzgün yapmadığı halde demokrasi hakkında ileri geri konuşanlarla dolu.. Ve daha kötüsü bunlara kananlarla dolu… Hayır, görüntü öyle olsa da işin aslı budur diyen çok az..

                                                                      *

Hal böyle olunca, meydanlar “demokrasi İslam’a terstir” gibi, “laiklik dinsizliktir” gibi yalanlara kananlara ve yayanlara kalıyor. Meydanı boş bulan bu zevat, Lozan zaferimize iftira atacak kadar kendini kaybediyor… Sonra, Lozan zaferini sağlayan zaferlerimiz üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi yıklamaya yeltenecek kadar azıyorlar. Biz, düşman yalanlarını tarih diye, Arap geleneklerini İslam dini diye anlatan hainlere kanan kardeşlerimize sahip çıkıp, gerçekleri gözlerine kulaklarına sokuncaya kadar da durmayacaklar.

                                                                       *

Profesör, sanatçı veya çoban bir yana, öğretmen olarak veya işadamı, mühendis,  usta, işçi, yazar, kuaför, şoför, yönetici, muhasebeci, çaycı, tezgahtar, inşaatçı, anne, baba, arkadaş, akraba olarak muhtap olduğumuz insanların aydınlanmasına ne kadar katkı yapabiliyoruz?...

                                                                       *

Bir hainin yaydığı yalanı önlemek, bir delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaktan daha kolay. Yeter ki biz, bizi uğruna şehit olduğumuz dinimiz ile canlarımız pahasına kanımız ile yazdığımız tarihimiz ile aldatanlara karşı uyanık olalım.

                                                                      *

Çok zor değil, Hz Muhammed (SAV) efendimizin şu hadisini anlayıp uygulamaya koyarak başlayabiliriz; “Aldığı bir haberin veya duyduğu bir malumatın doğruluğunu araştırmadan başkasına aktarmak müslümana yalan olarak yeter…” Yalan ile iman aynı vicdanda durmaz… İmanına leke sürmek istemeyenler doğruluğu hakkında bilgi sahibi olmadıkları konularda konuşmayı kessin. Herkes konuşuyor diye yalanlar, doğru olacak değil… İşte bu kadar! Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.