1. YAZARLAR

  2. Rahime Kongur

  3. Bir fıtrat olayı: YARIŞMAK
Rahime Kongur

Rahime Kongur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir fıtrat olayı: YARIŞMAK

A+A-

Afrika'nın en ücra köşelerindeki vahşî kabilelerin savaşçılarından, her türlü nimetleri ve külfetleri ile medeniyeti tadan cemiyetlerin fertlerine kadar, bütün insanlar birbirleriyle yarışmadalar. Hâbil ve Kâbil'den beri insanların kimi şu meydanda kimi bu meydanda yarış kazanmaya, rekor kırmaya çalışıyor. Bunun için ödüller konuyor, teşkilâtlar kuruluyor, mahallî, millî ve beynelmilel yarışmalar düzenleniyor, olimpiyatlar yapılıyor.Bir taraftan fertler, ruhî, zihnî, bedenî güç ve kabiliyetlerini göstermek veya hayat standartlarını yükseltmek veyahut da benzeri bir husus için yarışırken, öte yandan partiler, milletler, devletler, daha ileri gitmek, zayıf milletleri daha çok sömürmek için, daha güçlü silâhlar ve entrikalar geliştirmek için, yeryüzünü paylaştıkları gibi, uzayı da paylaşmak için yarışıyorlar. Bazen yarışıyorlar, bazen yarıştırıyorlar; atlarını, arabalarını, bisikletlerini, seslerini, vücutlarını ve hatta köpeklerini, kuşlarını yarıştırıyorlar. Aklımıza gelen gelmeyen her türlü sahada yarışıyor, olur olmaz şeyleri yarıştırıyorlar. İnsanlar, yarışmaya ve yarıştırmaya niçin bu kadar fazla meraklılar? Çünkü bu yaratılış meselesidir; Cenâb-ı Allah insanoğlunu fıtraten birbiriyle yarışmaya mütemâyil yaratmış, "en güzel bir biçimde" yarattığı insanın nefsine, en güzel biçimde yaratılışın bir unsuru olarak, bu hissi de yerleştirmiştir.

***

Resûlullah da (SAV), dünyanın, yarışı kendisine çeken câzibe ve aldatıcılığından bahsederek buyurur ki: ".... Vallahi, ben sizin için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben sizin için, dünyanın sizden önceki ümmetlerin, önüne serildiği gibi sizlerin de önüne serilmesinden ve dünya için onların yarıştıkları gibi sizlerin de yarışmanızdan, (böyle böyle) dünyanın (aldatıp) onları helâk ettiği gibi sizleri de helâk etmesinden korkuyorum."Abdullah b. Amr(r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste de Resûlullah (SAV) ashabına "-Size İran'ın ve Bizans'ın kapıları açıldığı zaman, nasıl bir millet olursunuz?" diye sordu. İçlerinden Abdurrahman b. Avf(r.a.): "Bize Allah'ın emrettiği gibi deriz (yani O'na hamd ve şükrederiz, fazlının devam ve ziyadesini dileriz)." cevabını vermiş. Resulullah (SAV):"Bundan başka bir şey yapmaz mısınız?... O zaman yarış edersiniz. Sonra birbirinize hasedlik çekersiniz. Sonra birbirinize sırt çevirirsiniz. Sonra birbirinize küsersiniz. Yahûd buna benzer şeyler yaparsınız. Sonra muhacirlerin fakirlerine gider de onların bazılarını diğerlerine idareci yaparsınız." buyurmuşlar.

***

İnsanlar bu vasfın bir tezahürü olarak habire birbirleriyle yarışırlar. Fakat Cenâb-ı Allah, bu vasfı insana, birbirleriyle boş işlerde, oyun ve eğlencelerde, sefâhatte, israfta, modada, günahlarda, isyanda yarışsınlar; hırslarını tatmin etmek için birbirlerine gayr-i meşrû hileler, oyunlar, desîseler yapıp çelmeler takarak hasedle düşman olsunlar diye vermemiştir. Bütün bu ve benzeri şeyler, vasfın yanlış yönlendirilmesinin neticesidir. Bunlar, suyu, mânâsız bir şekilde ve boşa gidecek bir gayretle, verimli topraklar yerine, çöle akıtmaya benzer. İnsanoğlunun fıtraten taşıdığı herbir vasfın ve özelliğin hikmeti vardır: İnsanı "insan-ı kâmil" olmaya götürecek yolda, gerektiği zaman ve zeminlerde kullanmak... Bu da, onları Kur'ân-ı Kerim'in gösterdiği ve çizdiği nizâm dahilinde, kullanıp verimli topraklara akıtmaktır: "Toprağı verimli güzel memleket mü'minler gibidir, onun nebatı, Rabbinin izniyle bol çıkar. Fenâ memleketin ise bitkisi çıkmaz, çıkanda bir şeye yaramaz. (kâfirler ve münâfıklar gibi..)"

Önceki ve Sonraki Yazılar