1. YAZARLAR

  2. Tankutalp Altunsoy

  3. Bir Gariban Kul Sadık (3)
Tankutalp Altunsoy

Tankutalp Altunsoy

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Gariban Kul Sadık (3)

A+A-

Nasıl şehire gider formu yerine ulaştırırım düşüncelerindeyken, aklına o zamanlarda kasabalarında bulunan ve nakliye işi ile uğraşan kamyoncular geliyor. Orman işletmenin yoğun çalıştığı zamanlarda kasabada neredeyse halkın yüzde otuzu nakliye işinde orman işletmesine çalışmakta. Bu nakliyecilerden birinin kardeşi arkadaşı olması münasebetiyle Konya’ya kadar onlarla gitmek için anlaşıyor. Geceden kamyona arkadaşı ile birlikte binip, onunla birlikte her on kilometrede bir yolculuk yaptığı kamyonun tekerleklerinin bijonnunu sıkarak çalışıyor. Kamyon eski, birde haddinden fazla yük yüklendiği için bu durum oluşuyor. Yolda patlayan lastik ise o gecenin tuzu biberi. Sabah saat beş gibi marangozlar sanayine ulaşıyorlar. O esnada bekçiden başka hiç kimse yok sanayide. Bekçiye soruyor ve Askeriyenin yerini öğrendikten sonra, kimi zaman koşarak, kimi zaman koşar adım saatinden önce askeriyenin kapısına ulaşıyor. Bekçi her ne kadar bekle otobüsler çalışmaya başladığı zamanda otobüsle gidersin dese de ikna edemiyor Sadık’ı. Yorulmuş halde askeriyenin önünde ne zaman müracaat edebileceğini sorarken kapıda ki nöbetçi askere, daha açılışın yapılmadığını öğreniyor. Fakat o esnada nöbetçi kontrolü yapan uzman çavuş durumu öğrendikten sonra gönderin gelsin diye yanına çağırıyor. Bir çalışma ömrü geçirip emekli olacağı askeriyeden ilk adımını atan sadık, nöbetçi astsubay karşısında nefes nefese. Neden bu halde olduğunu öğrenen nöbetçi astsubay, karşısında ki gariban Anadolu çocuğunun Asker olmak için koşarak geldiğinden memnun oluyor ve tamam sen git ben formunu aldım hadi şimdiden hayırlı olsun diyerek formu alıp ilk kayıt işlemini gerçekleştiriyor.

Belki de Sadık için ‘’o ilk hayırlı olsun’’ kelamı Tanrı katında kabul olmuş bir dua idi, kim bilebilir…

Müracaat formunu yerine zamanında ulaştırmış olmanın mutluluğu ile geldiği gibi yine koşarak Marangozlar sanayiine ulaşıyor. Yine amaç aynı para yok, yük kamyonu ile kasabasına geri dönebilsin. Zaten kamyoncu ve kardeşi ahbabı. Saat sabah 9:30 sularında geldiği kamyonun yanına ulaşıyor, şansına daha yükün indirileceği yerde iş yeri patronu teşrif etmemiş. Kamyoncu içeride bulunan işçileri acele ile yükün boşaltılması konusunda fırçalasa da işçiler patronun gelen malzeme ile ne yapacaklarını bilmedikleri için indirme işine yanaşmıyorlar ve patronu bekliyorlar. Patron geldikten sonra nakliyeci ile kısa bir konuşma ve dalaşma sonunda kamyonda bulunan tomruk yükünü içeride ki personelin indiremeyeceğini kendisinin gidip amele bulup geleceğini beklemelerini söylüyor. Duruma iyice kızan ve geç kalan nakliyeci ise ‘’ şu çocuklara üç beş kuruş ver indirsinler diyor’’ patronun canına minnet kabul ediyor. Bizim sadık ile arkadaşı olan kamyoncunun kardeşine indirme işi ne ola ki, onlar zor olan işi yapan kamyonu yükleyen delikanlılar yevmiye ile. Hemen hızlıca takriben beş dakika da patronun istediği yere tomruklar iniyor ve yerleştiriliyor. İş patronun para ödeme faslına gelince kamyoncu araya girip çocuklara 100 er lira ver diyor. İşi görülen işyeri sahibi parayı nakliyecinin dediği miktarda gençlere veriyor. O zamanki orman günlük yevmiyesinin 60 lira olduğunu düşünürsek beş dakika da Beşiktaş kendi tabiri ile ve muazzam para.

Tam kasabaya doğru yola çıkacaklar, nakliyeciye bir müşteri denk geliyor. Kasaba yolu üzerinde bir başka kasaba da bulunan bir fabrikanın tamir edilmiş bir parçası. Çok büyük değil ama ulaşım aracı olan otobüse sığacak veya elde taşınacak kadar da küçük değil, nakliye gerekli.

Nakliyeciler ve otobüsçüler sever bu tip müşterileri, kendi tabirleriyle ördek. Ördek kısmını ben ekliyorum, sadık sanırım bu tabiri bilmediği için böyle bir benzetme yapmadı. Bende o anlatırken pür dikkat dinlediğim için o esnada söylemedim. Okurken görür bilmiyorsa o da öğrenir bu tabiri.

Ördeği ile anlaşan nakliyeci yükün yükleme zamanı geldiğinde yine aynı tonla ‘’boşuna adam arama çocuklara üç beş kuruş ver sende yardım et yüklensin çabucak ‘’ diyor ve bir yüzlük daha tırınk cebe. Yükün ineceği kasabaya geliniyor ama indirecek kimse yine yok, yine aynı nakliyecinin sözü, ‘’ çocuklara üç beş kuruş ver sende yardım et indirin birlikte’’ yük iniyor ve cebe yine tırınk bir yüzlük.

Yarın devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.