1. YAZARLAR

  2. Turan Aydın

  3. Çanakkale Geçilmedi mi?-1
Turan Aydın

Turan Aydın

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Çanakkale Geçilmedi mi?-1

A+A-

Çanakkale Zaferinin yıl dönümü münasebetiyle Bahaddin Elçi (Milli Gazete-İlahiyatcı-Yazar) büyüğümüzün makalesini önem ve kıymetine binaen aynen alıntılıyor, okuyucularımın istifadesine sunuyorum.

Şanlı Çanakkale destanımızın 106. yıldönümünü hamasetlerle andık. Anmak; anlamak, dersler, ibretler, doğru okumalarla anlam kazanır. Yoksa sadece içi boş, anlamsız, ruhsuz, özsüz söz olarak kalır.

Öncelikle, İstiklal Marşı ve Çanakkale şiirlerini okuyarak, AB yolunda olmak garabetlerinden, çelişkilerinden kurtulup, samimi olmaya ihtiyacımız olduğunu anlamalıyız. Daha dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz...

Çanakkale’yi sadece tarih veya şiir olarak okumak yeterli değildir. Onu doğru “okumak” ve değerlendirmek durumundayız. Bunu yapmayı başaramazsak hem merhum Akif’e hem de oradaki “kefensiz yatan şüheda”ya “reddi miras”, saygısızlık yapmış oluruz. Bizim için şu soru çok önemli: Çanakkale geçilmedi mi, 18 Mart 1915’ten sonra?!

-Saldıranlar emperyalist haçlı güçleriydi ve direnenler/savunanlar da maddeten çok zayıf ümmet-i Muhammed: Türk, Kürt, Arap, Fars, Afgan, Boşnak, Çerkez tüm farklı renkteki Müslüman kimlikler/ “ehl-i tevhit/hilal” omuz omuzaydı. Özetle “haç bayrağı” altındakilerle “tevhit/hilal” altındakiler... Ve Allah Teala’nın yardımıyla zafer kazanılmış, bir Haçlı Seferi daha durdurulmuştu. Hem haçlı kimliğinin kendilerine ait yolları, uygarlıkları, hukukları, dinleri, ilkeleri, hayat tarzları, kültürleri değerleri vardı. Hem de hilal kimliğinin kendine özgü bir dini, medeniyeti, kültürü, hukuku, değerleri, ahlakı, ilkeleri, kurumları, gelenekleri, hayat tarzları vardı.

-İki kimliğin de yolları, kıbleleri, dinleri, hukukları, ahlak ve gelenekleri, sembolleri, değer yargıları, zihniyetleri farklıydı... Ve zıttı: Tevhit ve Teslis (şirk).

-Tevhit/hilal safında olanlar; gözlerini kırpmadan şehadet ve cihat coşkusuyla “canı, cananı, bütün varını” feda ediyorlardı, inandığı değerleri korumak için göğüslerini siper etmede yarışıyorlardı.

Dün/o gün ile bugünümüzü bir mukayese yaparsak.

Dün ehl-i salibe karşı omuz omuza şehadete koşup, cihat edenlerin torunları olarak bizler bugün birbirimizle kavgadayız, tefrikadayız. Türk, Kürt, Arap, Fars, Sünni, Şii, Alevi kimliklerimizle parça parçayız... Irk, mezhep farklılıklarımız çatışma nedenlerimiz olmuş... Kalplerimiz, kalıplarımız, zihinlerimiz, yollarımız, dinimiz, coğrafyamız, devletimiz parça parça... Dün düşman olarak karşımızda olanlarla bugün biz yine de işbirliğinde, ortaklıkta, ittifakta, aynı yolda ve düzendeyiz.

Kaynaklarımıza sahip olamıyoruz. Sürekli elimizden çıkıyor. Kaynaklarımız üzerinde tasarruf yetkimiz, haklarımız gittikçe sınırlanıyor. Bölünme tehlikesindeyiz. Vatanımız üzerindeki haçlıların üsleriyle tehdit ve tehlikedeyiz. Yüz yıl sonra tekrar ümmet olarak yeni haçlı saldırılarıyla, Siyonist-Evangelist ittifakının işgalleriyle, “arz-ı mev’ud”, Sevr, BOP projeleriyle karşı karşıyayız. Haçlılarla değil, birbirimizle savaşıyoruz. Merhum M. Akif’in “tek dişi kalmış canavar”, merhum Aliya İzzetbegoviç’in “Batı uygar değildir”, “Düşmana benzediğimizde savaşı kaybederiz” uyarılarını dikkate almalıyız.

27 Mart Cumartesi’ni Pazar’a bağlayan gece Berat kandili idi. Bu münasebetle aşağıya alıntıladığım şiiri dua niyetiyle sunuyorum. “Açların da, tokların da sana kuldur Allah’ım/ Hangi kapıyı çalalım, Yol bu yoldur Allah’ım/ Mü’minlerin “BERATINA” Bu geceyi vesile kıl ağlatma ne olur, acı; güldür bizi Allah’ım? (Taha)

Önceki ve Sonraki Yazılar