1. YAZARLAR

  2. Halime Doğru

  3. Çocukluğumdaki Kışlar
Halime Doğru

Halime Doğru

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocukluğumdaki Kışlar

A+A-

Nerede o eski kışlar nerede o eski hatır gönül saymalar nerede o benim çocukluğum. Düşünüyorum da çok özlüyorum geçmişimi, bir ah çekmek geliyor içimden hele birde benim gibi köyde doğup büyüdüyseniz çok özlersiniz çocukluğunuzu ve geçmişinizi...

Benim köyüm dağların eteğinde çok güzel tatlı mı tatlı, şirin mi şirin bir köy. Önü dümdüz ovaya bakar sırtını o koca dağlara dayamış dağında kekik kokan kavağında bülbül öten suları buz gibi akan çok güzel bir köy. Anlatmama kelimeler kifayetsiz cümleler yetersiz gelir. İşte böyle güzel bir yerde doğup büyüdüm. Kekik kokan dağlarında kuzuları, oğlanları otlatırken o büyüleyici o efsane dağları asla unutamıyorum. Öyle güzel çocukluk anılarım var ki yazı farklı kışı farklı dört mevsimi farklı anılar. Benim çocukluğumda o kadar güzel karlar yağardı ki lapa lapa her yer beyaza bürünürdü. Ağaçlar gelin oldu derdik. Çatılardan sarkan buzlar hele o donan çamaşırlar birde elde yıkanırdı serildiği an donardı ama ne güzeldi o günler. Hava soğuktu ama insanlar o kadar sıcaktı ki anlatamam. Bizim köyde yoktu o arayıp veya çocuk gönderip size geleceğiz kelimesi çat kapı vardı bizde ama çok iyiydi o zamanlar. Kapı açılınca yüzler gülerdi ooo buyrun denirdi. Sofra ortadaysa buyur edilirdi hemen. Üşümüşsünüzdür diye sobanın altı açılır hemen fırınına kendimizin yazdan hazırladığımız çekirdek konurdu kavrulsun diye. Üzerinde çaydanlık zaten hazır kaynıyor çay demlenir güzel bir sohbet başlardı. Yaşasın derdim ben çok sevinirdim çünkü geliyordu hikayeler. Büyüklerimizin yaşadığı ve yaşadıkları bana bir hikaye masal gibi gelirdi kulaklarımı dört açarak dinlerdim her zaman. Bazen hüzünlü bir an bazen ise gülmekten gözlerimizden yaş gelirdi. Hatta o konuşma anında derlerdi televizyon kime çalışıyor kapatın şunu gibi sözler ve gülüşmeler hala gözümün önüne gelir. Bohçanın arasına sarılmış çaydanlıktaki çay artık demini almıştır. Tavşan kanı gibi çay dökülür mis gibi içilirdi o sohbet esnasında. Daha sonra denirdi hava tam iyi bir pişmaniye yapalım mı? Aman Allah'ım tamda istediğim buydu hemen kollar sıvanır işe koyulunurdu. Oda ne bir pişmaniye o kadar mı güzel olur mis gibi tel, tel anlatamam onu sizlere gözümün önüne geldi şuan. Ve pişmaniyeyi yapılırken hep aynı şaka "Susun çocuklar yoksa olmaz bak." Biz çocuklar sessiz ve meraklı gözlerle beklerdik. Yaşasın son aşama kocaman bir sinide o kadar güzel o kadar muhteşem bir lezzet daha yoktur sanırım. Yere kocaman bir sofra kurulur ortaya pişmaniye sinisi konur yanına soba fırınından çekirdek çıkartılır yazdan yapma hırtlak turşusu dağ armudu turşusu ve kendi annelerimizin kavurduğu nohut onun yoldaşı kendi bağlarımızın kuru üzümü şimdilerde pek bilen yoktur.  Kış karpuzları vardı içi beyaz veya sarı olurdu. Pardı denilen yere asılan kavunlardan inerdi ohh daha ne olsun mis gibi güle oynaya yerdik. Diyeceksiniz bunların hepsi bir arada yenir mi? Biz yerdik. O zamanda gelen misafirden büyük olanı ne gerek var hepsi yenmez dese, bayanlar hemen söze girer biz yemesek çocuklar yer derlerdi. Evet ya biz çocuktuk ve yerdik hem de çok güzel yerdik güle oynaya dışarıdaki karın tadını çıkara çıkara yerdik. Şimdi soruyorum kendime ben eskide çok mu takılı kaldım yoksa gerçekten eskiler daha mı iyiydi. Bence eskiler daha iyiydi ve güzeldi...

Önceki ve Sonraki Yazılar