1. YAZARLAR

  2. Turan Aydın

  3. Diyanet Teşkilatı ve Çalışanlar
Turan Aydın

Turan Aydın

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyanet Teşkilatı ve Çalışanlar

A+A-

Medyaya, basın ve yayına yansımakta/bahse konu olan sözleşmeli imamlara kadro hakkı manşetleri ve haberleri verilmektedir. Sözleşmeli çalışan bir imam ferdi olarak mahkemeye başvurması ve bu başvuruyu organize ederek hak arayışında bulunan Diyanet-Sen/sendikası yapmaktadır. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı özerk olmuş olsa idi, İslam’ın prensiplerine yani Kur’an ve sünnete göre hareket edilmiş olsaydı mahkemelere gerek kalmadan bu tür sorunlar çıkmaz, çıkmadan teşkilat kendi statüsünde çözer/giderirdi.

Teşkilatta görevli olanlar; arasındaki kadro ayrımcılığı kaldırılmalı, sözleşmeli statü ve benzeri şekilde çalışan hangi görevli, ne görevi olursa olsun ister; imam, müezzin, kayyum, ister idari personel vs. vs. çalışan personelin tamamı kadrolu olmalı, eşit işe eşit ücret umdesi ile çalıştırılmalıdır.

 Diyanet İşleri Başkanlığı özerk olduktan sonra 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre değil çalışanlara özel statü verilmelidir. Her değişen hükümet ve iktidarların güdümünden çıkmalı, özerk bir kurum olabilmenin yolu açılmalı, bunun için Anayasa, yasa veya Yönetmelik değişikliği yapılacak ise yapılmalıdır. Örneğin Türkiye’mizdeki üniversiteler özerk, hatta bazı vakıf üniversiteleri bulunmaktadır.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı ve bağlı kurumlar özerk olabilmeli, yeniden vakıf kurmaya da gerek olamayacağı kanaatiyle kurulu/mevcut Diyanet Vakfı bünyesinde gerekli tüzük vs. değişiklik yapılarak özerklik sağlanabilir. Bütçesi ise kısmen devlet, kısmen de Diyanet Vakfı aracılığı ile (kısmen karşılanacak bütçe her gelen hükümet veya iktidarın inisiyatifine bırakılmadan, Anayasal olarak sınırları belirlenmelidir. Karşılanabilmelidir.

Eski Başbakanlardan Gelecek Partisi Gnl. Bşk. A. Davutoğlu bir televizyon programında “Diyanet İşleri Başkanlığı özerkleştirilmeli” demişti. Başbakan iken devlet bakanlığına bağlı idi, Diyaneti kendime bağladım. Kesinlikle size talimat vermeyeceğim, kendiniz başkanlığın işleyişini sağlayabilirsiniz dedi Ayrıca “Özerkleştirme yönünde de hayli bir çalışma başlatmıştım” demişti.    

***

Adalette, sosyal ve kültürel konularda, mimaride, sanatta, estetikte velhasıl her alanda her meslek ve sanatta en üstün değeri veren Osmanlı sistemi toplumdaki mesleklerin ve alanların tamamında öncelikli olarak madden ve manen değer vermiştir.

Ayrıca ulema ve ümeraya çok değer ve önem vermiş, devlet başkanı, padişahtan fazla ücret alan, bir ilmiye sınıfı olmuş, ilim erbabına; hocaya, şeyhe, seyide ve müderrislere devlet başkanı, padişah dahi saygı ve sevgi ile birlikte Şeyhülislam’ın verecekleri fetvalara itibar etmişler, adalette, hukukta, ahlakta ve her türlü alanda idari ve yönetim erkini verilen fetvalara göre kullanmışlar. Osmanlı diyarında hak ve adaletle hükmetmişler, barış ve huzur ülkesi olmuştur. Hatta üç kıtaya hak ve adalet götüren ceddimiz bahse konu ilmiye sınıfına verdiği değer ve önemin neticesidir.

Bir milletin/toplumun düzelmesinde bu iki sınıfın önemi büyüktür. Dönemin Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz (R.A) iki veya üç yıl gibi  kısa bir sürede bozulan toplumun düzelmesinde ulema ve ümeranın öneminden bahseder. Ulema (günümüzdeki karşılığı alim, ilim ve bilim erbabı, akademisyenler/profesörleri anlamalıyız.) ve ümera (devlet idaresinde çalışan memur ve bürokratlar) Halife Ömer bin Abdulaziz (R.A) “Bu iki sınıf düzelirse toplum da düzelir.” Buyurmuştur.

Kur’an ve sünnette çalışma hayatı ile ilgili birçok ayet ve hadisler bulunmakta, ancak Suedeb olmasın, bu konuları erbabına bırakıyorum. Ancak bir hadis-i şerifi mealen yazıyorum. “Çalışanın emeğinin karşılığını, alnının teri kurumadan veriniz” Hadis açık, çalışanın hakkını tas tamam ve de alın teri kurumadan bihakkın verilmesi esas olmalıdır.  

Dostça kalın, sağlıcakla kalınız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar