Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dubai-1

A+A-

İran seyahatinin yorgunluğunu henüz atmıştık ki, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yol göründü. BAE’ni oluşturan 7 emirlikten birisi olan Dubai, BAE’ni de aşarak bölgenin ticaret başkenti olmuş neredeyse. 2008 krizinde çok kan kaybeden şehir, kendini toparlamış, hatta biraz da hareketlenmeye başlamış.
*
Hong Kong’un 1999 yılında İngiliz yönetiminden Çin yönetimine geçtiğinde oluşacak eksikliği ve bir gün petrolün biteceğini öngörerek konulan hedefe uygun bir süreç yönetmiş Araplar, Hindistan’dan, Orta Afrika’ya kadar geniş bir bölgenin ticaretinde söz sahibi olmayı başarmışlar. 20 - 25 yıl öncesinin resimlerinde çöl olarak görünen bölge dünyanın en dinamik ve heyecanlı yaşamına ev sahipliği yapıyor. Bölge ticaretine etkisi dışında bir de turizm merkezi olmuş Dubai. Dünyanın en yüksek binası Dubai’de, dünyanın en büyük akvaryumu ve dünyanın en büyük yapay kayak pisti de öyle, denize yapılan palmiye ve dünya haritası şeklindeki yapay yarımada ve adalardan ev almak bir prestij konusu dünya çapındaki zenginlerde. Çöl safarileri ise doğasında var zaten coğrafyanın.
*
Buradaki Araplar, Allah vergisi petrol zenginliğinin gücü ile akıllarını iyi birleştirmişler ve düşünmüşler hatta bir seviye yukarı çıkıp, stratejik düşünmüşler. Her zengin Arap ülkesi bu kadar başarılı değil. Strateji ve stratejik düşünme sihirli bir kelime, üzerinde durmaya değer. Allah bize de nasip etsin stratejik düşünmeyi ve taktik yerine stratejik düşünen yöneticileri. Kısaca şöyle izah edebileceğimi sanıyorum; taktik, karşındaki insana çalım atmak ve seyirciden alkış almaksa, strateji karşıdakine çalım atmak yerine takım arkadaşına pas vererek gol atmak ve takım olarak alkış almaktır.
*
Dubai’nin yerli nüfusundan fazla yabancı var çalışmak için gelen. Araplar ana dilini bırakmış, çalışmaya gelen yabancılar ile anlaşmak için İngilizce öğrenmiş, ABD ve İngiliz etkisi filan değil. Almanlar ise hala Türkiye’den gelen işçilere Almanca öğretmeye uğraşıyor, işi bilmiyor bu Almanlar. Tabi işin şakası bu, ABD ve Avrupa’nın en önemli petrol kaynaklarından olan bölge ülkelerinin planları ve hedefleri detayda olsa da temelde çok farklı olamaz batılı müşterilerinden.
*
Körfezin diğer ülkelerinde olduğu gibi, Dubai’de de neredeyse tüm işler yabancıların elinde, ticarette bir Hintli hakimiyetinden bahsedebiliriz. Afrika ve Pasifik ülkeleri yanında Mısır ve Lübnan gibi Arap ülkelerinden gelen gurbetçi de çok ama örneğin mağdur durumdaki din kardeşimiz Filistinlilere kapıları kolay açtıkları söylenemez. Son 8 yıldaki birçok ziyaretimde gözleyebildiğim kadarı ile altyapı ve binaların sunduğu şatafat insanların yüzüne yansımıyor. Mutsuz bir görüntü hakim, biraz ileriye gidersek yaşamından mutlu olarak çalışan insanlar ile çok nadiren karşılaştım. Bu mutsuzluk aslında çok büyük bir kaynak israfının sebebi ama bunu sorgulama ihtiyacı henüz hissedilmiyor. Çalışmak için gelen herkes yerli bir Arap’ın imzası sayesinde burada iş ve aş bulabiliyor, bunun da bedelini ödüyor elbette. Bu işbirliğinde bir adalet var mı sorusunun cevabını vermek çok zor zira yerli bir Arap ile mahkemeye düşmekten korkuyor insanlar, Araplar doğuştan haklı çünkü. Ayrıca kuvvetle muhtemel olan haksız çıkma durumunda alacağı ceza sınır dışı edilmek olabileceğinden, insanlar kerhen yaşama tutunmuş gibiler Dubai’de. Evini, yurdunu bırakıp iş ve aş için buraya gelen insanlar, işsiz kalacağı ülkesine dönmektense mevcut şartlara razı olmak zorunda kalmışlar. Bu durum, Katar, Kuveyt veya Suudi Arabistan’da farklı değil.

Yarın devam etmek üzere…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.