1. YAZARLAR

  2. Serkan Karataş

  3. Duygusal Pazarlama
Serkan Karataş

Serkan Karataş

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Duygusal Pazarlama

A+A-

Her gün sokaklarda yüzlerce görsel ya da işitsel uyarıcı ile karşılaşıyoruz. Özellikle açık hava reklamcılığının çoğalması ile beraber “imge bombardımanı” altında yaşayan bireylere dönüştük. Salt sokakta değil elbette. Hayatın artık hemen hemen her noktasında bilinçli ya da bilinçsiz şekilde maruz kaldığımız bir “pazar” dünyası, etrafımızda dönüyor. Günümüzde her birimiz bu dünyanın içinde birer imge üreticisi ya da tüketicisiyiz. Nasıl mı? Martin Luther King’in öldürülmesi sırasında, az ötedeki olayın aslına tanık olmaktansa, yaşanan durumu mağazadaki televizyondan izleyen insanlar olmuştur. Yani ekranların hegomanyası o dönemden beri gündemimizdedir aslında. Bu şekilde de aslında imge, gerçek olanın ötesine geçmiştir. Yine çağımızın yorumlarından birinde şunla karşılaşırız: Teknoloji kullanımının artması ile beraber çoğalan asosyal kişilikler… Ve bununla beraber apartman dairelerinde “dijital oyun mahkûmu” haline dönüşen çocuklar… Hemen aşağıda mahalle maçı yapmak yerine, bunun daha “steril” hali olan mouse tıklamaları… Çoğu pazarlama stratejisi bir markanın ses, koku, görüntü, tat, dokunma duyularını tek tek kullanarak başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını söyler.

***

Dolayısıyla imgeler de yalnızca görsel ve işitsel olandan çıkıp, “Arabalarının kokusu ile bağ kuran insanları” da hedeflemiştir. Artık markalar ürünlerini salt kullanan bireylerden ziyade, onla deneyim de kuracak pazar kitlesi hedeflemektedir.İlgi duyulan bir reklam filmini izlerken kişilerin beyinlerinde değişen elektrik frekanslarını inceleyen araştırmacılara göre, tüketici moda bürünmek bilinçdışı bir eylem haline gelmiş durumda… Hal böyleyken aslında tüketim kültürünün yarattığı sonuçlarla da sürekli karşı karşıyayız. Bu manada esasında tüm ürünlerin pazara çıkarken tabiri caizse acımasızca pazarlanışına da tanık oluyoruz. Daha çok tüketmeye ve üst perdede israfa neden olan bu kapital karşısında, imgelerin konumunu yeniden belirlemeliyiz.Son zamanlarda sıklıkla kullanılan 0,99 TL aldatmacası da aslında yukarıda bahsettiklerimizden bağımsız değil. Algılar üzerine yürütülen bir ticari faaliyet, bu kültürün ve toprakların mayasına uygun düşmüyor.

***

Sıklıkla dile getirmeye çalıştığımız yerli olanın, yabancı enstrümanlarla tedavül edilişi, sadece tüketim alışkanlıklarımızı değil, duygusal dünyamızı da alt üst ediyor.Psikolojinin çok değişken bir yapıda olması, gündelik hayatta hepimizin bu değişkenlik karşısında direnç eşiğini sürekli zorluyor. Bu bağlamda sadece yazının başından beri dile getirmeye çalıştığımız duygusal krizlerin ortaya çıkması değil sosyal manada da “insani” olanın zedelenişine şahit oluyoruz. Birer tüketim canavarı ve asosyal konuma indirgenen bireyler, paylaşımdan yoksun ve bencilliğin öne çıktığı ilişkiler yumağına bürünmüş bir dünya ile karşı karşıya kalıyor. Toparlarsak, duygusal pazarlama ile beraber insanları birer “gizli kar etme” aracına dönüştüren bu dünyanın karşısına başka türden cevaplar üretmeliyiz. Bunun için tüketim alışkanlıklarını sürekli gözden geçirmektense en güzelinin “üretim çeşitliliğimizi” sağlamak olduğunu düşünüyorum. Zira ürettikçe hem bu acımasız pazara karşı bir tepkisellik hem de paylaşımı çoğaltacak yeni argümanları ortaya koymuş oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.