1. HABERLER

  2. ÖZEL

  3. Edirne ve İstanbul büyüledi
Edirne ve İstanbul büyüledi

Edirne ve İstanbul büyüledi

Değerli okuyucularım sizlere geçen Bursa ve Çanakkale’den bahsetmiştim. Şimdi ise söz verdiğim gibi Edirne ve İstanbul şehirlerindeki gözlemlerimi aktaracağım.

A+A-

Samet Aktaş

İlk olarak Edirne’den başlamak istiyorum. Edirne şimdi olduğu gibi, Osmanlı döneminde de büyük bir öneme sahip idi. Burada ilk olarak Yıldırım Beyazıd Külliyesi Sağlık Müzesi’ni gördük. Osmanlı İmparatorluğu'nun 2. Başkenti durumundaki Edirne'yi bir Darruşifa’ya kavuşturmak amacıyla temeli 1484 yılında atılan ve 4 yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılan bu külliyenin kurucusu Fatih Sultan Mehmet Han’ın oğlu ve II. Bayezid'tir. Külliyedeki diğer üniteler hastane hizmetini doğrudan yansıtmış. Ayrıca bu eser sosyal, kültürel ve dini nitelikteki yapı olarak ta dikkat çekiyor. Külliye, döneminin sağlık ve sosyal yardım anlayışını bire bir yansıtıyor.

osmanli-tibbi-calismalar-.jpg

Tıbbi çalışmalar dikkat çekiyor

 Bu külliyede Osmanlı Devleti’nde ilk tıbbi çalışmalar, ameliyatlar da yapılmış. Onun dışında sağlık alanında yapılan deneyler ile birçok hastalığa şifa bulunmuş. Tabi bunların yanında dönemin çocuklarına ilmi dersler verilmiş. Edirne Osmanlı Devleti’nin ikinci başkenti olduğu için burada da eşsiz eserler bizleri gerçekten büyülüyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen, bu külliye hala sapa sağlam. Özellikle yurt içinde ki turistlerin yanı sıra, UNESCO listesini yakından takip eden, Japon, Kore ve İspanyol turistlerde buraya akın ediyor. Bu külliye UNESCO tarafından listeye eklenmiş. Gidip görmenizi mutlaka tavsiye ederim. Sonrasında ise, Edirne Arkeoloji Müzesi’ni gördük. Edirne Arkeoloji Müzesi’nde ise, yöresel kıyafetler, Osmanlı döneminden kalma eserler sergileniyor. Ayrıca Edirne’de birçok göçmen yer alıyor. Şopar dediğimiz insanlarda burada karşımıza çıkıyor. Eli fincanda fal bakan teyzeleri de gördüm. Tabi ben fal baktırmadım. Fala’da asla inanmam. Ama renkli insanlar çok… Edirne’nin birde ciğeri meşhurdur. Ciğeri yaprak şeklinde yapıyorlar. Ciğer yerken, hamsi tava tadı aldım ben ama, gene de güzeldi…

 

Mimar Sinan’ın ustalık eseri

Edirne Selimiye Cami ise, beni gerçekten derinden etkiledi. Şükürler olsun ki, Edirne Selimiye Camii’nde Cuma namazı kılmak bizlere nasip oldu. Bu Caminin baş aktörü elbette Mimar Sinan’dır. Mimar Sinan bu cami için, “Ustalık eserim” demiştir. Mimar Sinan bu camiyi 90 yaşında iken bizlere kazandırmıştır. Osmanlı’nın en önemli mimari yapıtlarından biridir. Günümüzde ise, hala dimdik ayaktadır. Selimiye Cami 1575 yılında açılmıştır ve Edirne Merkez’de bulunmaktadır. Özellikle Cuma namazında ki o ambiyans o kadar görkemli, bire bir manevi bir iklim yaşanıyor… Dünya Mirası listesinde yer alan bu caminin ibadet alanları ise oldukça geniş bir yere sahip.

 

edirne-selimiye-cami-sicak-su-sistemi.jpgBu muazzam eser Edirne’nin her yerinden görülebilme özelliği taşır. Süslemeleri ise el becerileri ile yapılmış olup ve iznik çinileri kullanılmıştır. Mimar Sinan’ın bu camide simetriğe ne kadar çok önem verdiği karşımıza çıkıyor. Akustiğe de önem veren Mimar Sinan, ses tonlarının cami içinde dağılmasına olanak sağlamış. Benim için en dikkat çeken özelliklerinden birisi ise, caminin altından sıcak su geçirmesidir. O dönemde cami alanında sıcak su kaynağı bulan Mimar Sinan, bunu da değerlendirmiş. Sıcak su kaynağını boşa vermeyen Mimar Sinan, caminin alt kısmına yaptığı özel bir bölme ile alttan ısıtma sistemini kurmuş. Şahsen benim tüylerim burayı görünce diken diken oldu. Mimar Sinan’ın zekası ve ince fikirleri bu camide bire bir var. Mutlaka gezin derim… 

kiz-kulesi-.jpg

 

 “İstanbul bir başka”

Osmanlı Devleti’nin yıllarca yönetim merkezi olan muhteşem büyüklükte ki Topkapı Sarayı’nı da gördüm. Görkemli yapısı ve mimarı sanatları ile dikkat çeken bu saray yaz kış demeden yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor. Saray içinde Divan-ı Humayün, Arz Odası, Hazine Dairesi ve Kutsal emanetler bölümünü görme imkânımız oldu. Bu sarayda Osmanlı zamanında çok önemli kararlar alınmıştır. Yani Topkapı Sarayı, Osmanlı sultanlarının ikametgâhı, devletin yönetim ve eğitim merkezidir.

topkapi-sarayi-copy.jpg

İstanbul fatihi Sultan II. Mehmed tarafından 1460-1478 tarihleri arasında yaptırılmış olan ve zaman içerisinde bazı ilavelerin yapıldığı Saray’da, Osmanlı padişahları ve Saray halkı 19. yüzyıl ortalarına kadar ikamet etmiştir. Bu sarayda Osmanlı Devleti zamanında kullanılan özel eşyalar, silahlar, kılıçlar,  Hz. Ali’nin kılıcı, Hz. Fatıma’nın hırkası, sanduka örtüsü, sandığı, seccadesi, Hz. Hüseyin’in cüppesi, Kutsal Kerbela toprağı, Medine-i Münevvere toprağı, Hz. Peygamber’in sakal-ı şerifleri, Hz. Musa’nın Asası, gibi birçok önemli eser bulunuyor. Mutlaka gidin ve görün derim…

dsc_0660.jpg

 

“Ayasofya dini bir sembol”

Bizanslar tarafından yaptırılan Ayasofya Müzesi’de aradan ortalama 1500 sene geçmesine rağmen tarihe adeta meydan okuyor. Bizanslılar döneminde 530’lu yılların başında yaptırılan Ayasofya, o dönemde kilise olarak kullanılmıştır. Bizanslılar devlet imkânlarının tümünü Ayasofya’ya harcamıştır. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fetih ettikten sonra, Ayasofya’nın cami olarak hizmet vermesine karar vermiş, yapılan değişikliklerle bir sürede cami olarak kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet burada namaz kılmıştır. Müze içinde ki devasal ayetler yer alıyor. Bu ayetler müze içinde ki sütunlara yuvarlak çerçevelerle konulmuştur. Fatih Sultan Mehmet bu ayetleri Ceylan derisi üzerine işlettirmiştir. Ayasofya'nın en önemli figürlü mozaiklerinden biri olan sunu mozaiği bulunmaktadır.  Simetrik bir düzene sahip olan bu mozaik panonun zemini yine altın varaklı mozaiklerden meydana gelmiş, ortada arkalıksız bir taht üzerinde Hz.Meryem ve başının iki yanındaki madalyonlarda METER ve THEOU yani "Tanrı Anası" olduğunu ifade eden kelimelerin kısaltılmış monogramları bulunmaktadır. 

dsc_0560.jpg

Ayasofya’yı kıskandıracak güzellikle olan Sultan Ahmet Camii’ni de İstanbul’un en önemli sembollerinden biridir. Osmanlıların “At Meydanı” diye adlandırdığı, Hipodromu’da gezdik. Sonrasında yıllarca Bizanz’ın su deposu olarak kullandığı Yerabatan Sarnıcı, Mimar Sinan’ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camii’ni de gördük. Bunların yanında Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı zamanına damga vurmuş birçok padişaha dua okuduk.

sultan-abdulhamit-copy.jpg

Siyasi deha İkinci Abdülhamit

Osmanlı Devleti’ni borçtan kurtaran İkinci Abdülhamid’in türbesini de görmek nasip oldu. Abdülhamit 33 sene boyunca Osmanlı Devleti’ni yönetmiş ve batmasına mana olmuştur. Abdülhamit’in günde ortalama 16 saat çalıştığı söylenir. Siyasi deha olarak ta adlandırılan Abdülhamit, Osmanlı’yı dış borçlardan kurtarmış, askeri ve ekonomik anlamda kalkınmasında başrol oynamıştır. Demir yolları, medreseler, camiler, okullar, üniversiteler, tıbbiyeler ve askeri kalkınmalar Sultan Abdülhamit zamanında yapılmıştır. Abdülhamit’in kalkınma hamlesi Avrupalılar oldukça rahatsız etmiştir. Sultan bir darbe girişimi ile, İttihat Terakkiçiler tarafından tahtan indirilmiştir. Bunu ayrı olarak bir köşe yazısında kaleme alacağım zaten…

ssssssssssssss.jpg

 

 

Saray demek yetmez

Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde yaptırılmıştır. İnşasına 13 Haziran 1843 tarihinde başlanan Saray, çevre duvarlarının tamamlanması ile birlikte 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmıştır. Saray, Mâbeyn-i Hümâyûn (Selâmlık), Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Saray kış şartlarında çok soğuk olduğu için 1910-1912 yılları arasında kalorifer sistemi eklenmiştir.  Saray’ın 285 odası, 43 salonu, 68 tuvaleti ve 6 hamamı vardır. Padişah'ın devlet işlerini yürüttüğü Mâbeyn; işlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı'nın en önemli bölümüdür. Yani buraya sadece Saray demek yetmiyor. Bu eşsiz eser, İstanbul Boğazı’na da sıfır olduğu için eşsiz bir manzaraya da sahiptir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmış ve 10 Kasım 1938 yılında burada vefat etmiştir. 1926-1984 yılları arasında protokol ve ziyarete kısmen açık olan Dolmabahçe Sarayı, 1984 yılından itibaren “müze- saray” olarak geziye açılmıştır. Saray içinde ki işlemeler o kadar titizlikle hazırlanmış ki, hayran kalmamak elde değil. Süslemeler için altın suyu da kullanılmıştır.

Ben burada Farma Tur’a rehberimiz Mehmet Dönmez beye ve tanışmış olduğum diğer tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim… Sağlıcakla..

dsc_0708.jpg

dsc_0697-001.jpg

 

 dsc_0369.jpg

dolma-bahce-sarayi.jpg

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum