1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Ekaterinburg’dan Selam
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekaterinburg’dan Selam

A+A-

Önceki gelişimde yazın sıcağında ki bize göre sıcak sayılmaz, Ekaterinburg’un nehirleri ve gölleri ile bütünleşen yeşil doğasına hayran kalmıştım. Bu sefer yeşili görmek mümkün olmadı, her yer bembeyaz… Kışın beyazı, göz alıcı, göz kamaştırıcı. “Çok güzel manzara, ne güzel her taraf kar” dediğimde bana ters ters bakan gözler gördüm… “Sekiz ay kalkmayan karın neresi güzel” dediler. … “Eee, siz de Türkiye’ye gelince sürekli parlayan güneşi görüyorsunuz çok güzel diyorsunuz ama biz yağmur da yağsın kar da yağsın istiyoruz” dedim, gülüştük.

*

Bu konuşma bana bir anımı hatırlattı; sanırım 1985 yılı idi, Konya Gazi Lisesi’nde devlet parasız yatılı okuyorum, Ayrancı’ya ailemi ziyarete nadiren gidebiliyorum trenle. O yıl çok kurak geçti, baharda yağmur yağmadığı için ekinler boy atmadan sarardı. Ekini tarlada kalacak diye üzülüyor çiftçi. Trende iki yabancı turist ile aynı kompartımana düştük, konuşuyoruz… Daha doğrusu ben konuşmaya çalışıyorum. Onlar, sararan tarlaları görünce ne deseler iyi, “Aaa ne kadar güzel bir manzara, aynı çöl gibi”… Ne diyeceğimi bilemedim! Çölün neresi güzel olur ki? Üstelik boy atmadan sararan güzel(!) görünümlü bu ekinler kışın zor geçeceğini gösteriyor... Ama tuzu kuru iki turist gördükleri manzaranın tadını çıkarıyor. Birileri yağmura, kara hasret yaşarken birileri yağmurdan kardan bıkıyor, çölden keyif alıyor.

*

İnsanların iyilik, güzellik anlayışı böyle birbirine zıt sınırlarda oluşuyor. Uzak coğrafyalar bir yana, aynı ülkede, aynı şehirde hatta aynı mahallede yaşayan insanların bile değer yargıları, duyguları çok farklı yönlerde oluşabiliyor. Örneğin evine sürekli geç gelen kocası için haftada bir gün bari erkenden gelsin diye dua eden kadınının mutluluk anlayışı ile evine her gün vaktinde gelmeye çalışan kocasına 10 dakika gecikti diye olmadık lafı sayan kadının mutluluk anlayışı bir olur mu? Bu evlerde yaşayan çocuklar da çevredeki farklı yaşamları ve yaşam şartlarını anlamadan yetişirse, ileride bir ortamda karşılaştıkları zaman kolayca anlaşabilir mi? İşte bu yüzden insanların anlaşabilmesi bir mucize haline geliyor. İşte bu yüzden aynı dili konuşabilenler değil aynı yaşamı paylaşabilenler, karşısındaki kişi ile empati kurabilenler anlaşıyor.

*

Sadece İstanbul’da yaşanabilecek bir keyfi Ekateriburg’da yaşadım. Burası da Avrupa ile Asya kıtalarının sınır çizgisi üzerinde kurulmuş bir şehir. Avrupa tarafından sıkılırsanız bir arabaya atlayıp Asya kıtasına geçebiliyorsunuz kolayca ama İstanbul’un köprüleri ile boğaz üzerinden geçmenin keyfi bir başka.

*

Ekaterinburg, Türklerin atayurdu olarak tanımlanan toprakların içinde bulunuyor ve bizim ülkücülerin çok sevdiği gökyüzüne bakarak uluyan bozkurt simgesi burada da biliniyor ve hatta seviliyor. Bizim Türk olduğumuzu anlayınca Türkçe konuşmaya çalışan Türk soylu karındaşlarımız ile duygusal konuşmalar yapabiliyoruz bazen. Duygusal konuşmalar karın doyurmuyor.

*

Müslümanlaşmaya çalışırken farkına varmadan Araplaşanlar ve İslam dini ile Arap gelenekleri arasındaki farkı anlamadan Türklere İslam anlatmaya kalkışanların verdiği zararı görmek ve bu zarardan dönmek için çıkış yolları bulmamız gerekiyor… Allah'ın İslam dini başka, Arap’ın geleneği başka şey!...

*

Tarihte çıkış yolunu boz bir kurt göstermiş bu sefer çıkış yolunu her bir Türk kendisi bulmalı, bir kurtarıcı beklemenin sömürgeci tuzağına düşmek olduğunu anlamalı!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.