1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Erbil’den Selam Var
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Erbil’den Selam Var

A+A-

Birkaç yıl öncesine kadar bazı çevrelerde adı bile sorun olan Irak Kürdistanı’na ilk geldiğimde tedirginlik yaşmadım diyemem ama Türkiye’den geldiğimi anlayınca, “kardaş” deyip hesap ödetmediklerine şahit olunca hayli şaşırmıştım. Buradaki ilk kavgam hesap ödemek içindi. Şimdi ekmek kavgamızı devam ettirmek için tekrar Erbil’deyiz. Irak’ın dördüncü büyük şehri ama en hızlı kalkınan bir cazibe merkezi Erbil. Kültür merkezi de olmak istiyor ve Birinci Erbil Film Fetivaline hazırlanıyor. Bir milyonu aşan nüfusu ve sekiz bin yıla dayanan bir tarihi var. Modern alışveriş merkezleri Türkiye’den ve Çin’den gelen malların at başı rekabetine arenalık yapıyor. Türk markaları daha prestijli ve güvenilir. Her ortamda çalan müzik Arapça, Kürtçe kadar Türkçe, TV’lerde Türk dizileri… Ama, para birimi Yuan’ı değerinin altında tutan Çin’in malları da ucuz fiyatları ile rekabette güç kaybetmiyor.
*
Bizim makinelere ilgi gösteren, neredeyse her firma petrol rafinerisi kurmak istediğini söylüyor, sanki mandıra kuracakmış gibi konuşuyorlar. Ve sohbetlerimiz bize neler hatırlatıyor; inanarak söylediğim ve bir dönem siyasetine katıldığım üzere Türkün Kürt ile Kürdün Türk ile bir sorunu yoktur, olamaz! Sorun Osmanlıyı parçalayıp yutan emperyalist batı medeniyetinin boğazına takılan Türkiye Cumhuriyeti’dir ve ne yapıp edip hem yarım kalan planlarını tamamlamak için hem de Türkiye Cumhuriyeti’nden intikam almak için gerek oyuna yeni kurallar, gerekse yeni oyuncular ekleyerek fitneye ve bölmeye devam edeceklerdir. Bizim bu oyunda oyuna gelmeden, birbirimize düşmeden, birliğimizi ve dirliğimizi korumak en büyük kazancımız olacaktır.
*
Lozan görüşmelerinde kilit konulardan birisi İngiliz Dışişleri Bakanı Curson’un Kürtleri azınlık statüsüne sokma çabası idi ki; İngiliz bu oyunu oynarken, “ayrımız gayrımız yoktur hepimiz Türk’üz diyerek cevap veren Kürt mebusların bulunduğu TBMM’nde Mustafa Kemal’in “Ne Mutlu Türküm” diyene sözü cahilce bir ırkçılık yaftası ile günümüzde bile harcanmaya çalışılmaktadır. Bizi yöneten ve yönetmeye çalışanlarca gereğince anlaşılmayan bu söz, anlayana batılı emperyalistlerin kurguladığı oyunun başarı(!) ile devam etmekte olduğu göstermeye yeter.
*
Acizane, 1986 yılından beri gözlemim ve kanaatim, Atatürkçü veya Kemalist görüntülü yöneticiler eli ile Kürt vatandaşlarımıza reva görülen bazı haksızlıklar sanki bilerek ve ısrarla uygulanmış politikalar gibi durmaktadır. Bu haksızlığa karşı bir duruş gibi ortaya çıkan terör örgütü ise bu politikalardan güç almış zemin bulmuştur. Ama Müslüman Kürt halkının haklarını korumak için niçin Marksist, Leninist, ateist hülasa İslam düşmanı bir örgüt seçilmiştir? Devamında, soruna çözüm getirme peşinde Müslüman Kürt kardeşlerimiz ile barış süreci yürüten hükümetimiz devleti bu terör örgütü ile niçin muhatap etmiştir? Soran var mı? Bölgeden seçilen Kürt milletvekiliniz mi yetersiz? Onların eliyle demokrasiye ve devletin asaletine yakışır bir süreç yönetemez miyiz?
*
Biraz daha geçmişe dönersek, dünyanın sayılı orduları arasına giren şanlı ordumuz bu terör örgütüne karşı kesin bir sonuç alamamış olmasını, dönem hükümetlerinin kendilerine gerekli yetkiyi vermemesine bağlıyor. Ama biliyoruz ki bizim ordumuz beğenmediği hükümetleri düşürecek kadar güçlü idi. Peki, bu gücünü kendisine gereken bir yetkiyi vermeyen hükümetlere karşı niçin kullanmadı?
*
Evet, soru çok. Soruların bu kadar çok olması bizim malum oyun içinde, başrol olmamız gerekirken figüranlığa doğru kaymakta olduğumuzu gösteriyor. Geç de olsa anlaşılmalı ki; sen ben olarak değil biz olarak başrol alabiliriz. Aksi halde bir süre sonra bölgedeki oyuncular figüran bile olamayacak, kukla olarak kalacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum