1. HABERLER

  2. SÖYLEŞİ

  3. Felsefe toplumu ilerletir
Felsefe toplumu ilerletir

Felsefe toplumu ilerletir

Selçuk Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Arıcı, “Einstein’ı Einstein yapan şey bilim adamlığından daha çok felsefeci oluşudur. Aynı şeyi Farabi ve İbn Sina gibi Müslüman bilim adamları için de söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

A+A-

Gurur duyulan pek çok Müslüman bilim insanının aynı zaman da felsefeci olduğunu dile getiren Doç. Dr. Murat Arıcı, “İslam sanatında, mimarisinde, dini ilimlerinde felsefi düşünce organik bir biçimde içkindi. Felsefi düşünce yoksa toplum yerinde sayar” görüşünü savundu.

 

Mehmet Günnar

Felsefe bölümü başkanlığını yürütüyorsunuz. Sizce bir üniversitede felsefe bölümü ne ifade ediyor?

 

Doç. Dr. Arıcı: Bildiğiniz üzereüniversitelerde sadece lisans eğitimi verilmez, yüksek lisans ve doktora eğitimi de verilir. Yüksek lisans derecesinin İngilizce karşılığı “master’sdegree,” yani uzman derecesidir. Bu dereceye sahip kişi, lisans eğitiminin üstüne çıkan, o işte daha detaylı bilgi ve beceriye sahip olan uzman kişi anlamına gelir. Doktora derecesinin İngilizce karşılığı ise “Phd’dir.” Bunun da açılımı “doktor of philosophy,” yani felsefe doktoruşeklindedir. Bunun anlamı şudur aslında: Hangi alanda çalışıyor olursanız olun, o alanın nihai bilgisi o alanın özü ve felsefesindedir. Yani işin teorisindedir. Çalıştığınız alanın teorisini ve felsefesini bilmek o alanda yükselebileceğiniz en üst mertebedir. Bir üniversite için felsefe bölümü bu açıdan bakıldığında olmazsa olmaz bir unsurdur.

 

O zaman felsefe ile diğer çalışma alanları arasında kopmaz bir bağ görüyorsunuz?

 

Doç. Dr. Arıcı: Evet, diğer entelektüel çalışma alanlarını bilim, sanat ve din şeklinde grupladığımızda felsefenin bu üç alanın özünü, teorisini ve hatta ruhunu oluşturduğunu düşünüyorum. Bir bilim adamı olarak Einstein’ı ele alın örneğin. Einstein’ı Einstein yapan şey bilim adamlığından daha çok bir bakıma onun felsefeci oluşudur. Fizik felsefesi yapmasıdır. Hiç kimsenin şüphe etmediği basit doğruları sorgulayarak derin bir fizik felsefesi yapmasıdır. Aynı şeyi Farabi ve İbn Sina gibi Müslüman bilim adamları için de söyleyebiliriz. Öte yandan klasikleşmiş sanat eserlerini düşünün. Shakespeare’in, Beethoven’inin, Mimar Sinan’ın, Itri’nin eserlerini kıymetli kılan bu eserlerin özündeki felsefedir. Felsefe sanıldığının aksine dini düşünce ile çatışan bir alan da değildir. Dini düşüncenin tam da özünde aslında felsefe vardır. Bunu bütün dinler için söylüyorum. Sanıldığının aksine felsefi bakış açısının en baştan dini düşünce ve inancı yadsıyan bir pozisyonu yoktur. Felsefe, dini düşünceyi anlamaya, kendi kriterleri ile incelemeye ve hakikate ulaştırabilme kapasitesini keşfetmeye çalışır. Bu anlamda dini düşünceye katkıda da bulunur ondan istifade de eder. Öte yandan dini inancın özünde de felsefe karşıtlığı yoktur. Tam aksine dinler bilinç sahibi, düşünebilen, çıkarım yapabilen insanları muhatap alır. Hatta felsefi düşünmeye teşvik de söz konusudur. İslam dininin bu anlamda özel bir yeri vardır. Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de düşünmeye, akıl yürütmeye, düşünerek ibret almaya sayısız çağrı vardır. Bir bakıma bu kitabı gönderen Allah “bana, aranızdan seçtiğim elçiye ve gönderdiğim dine körü körüne değil, bilinçli bir şekilde, akli ve kalbi çıkarımlar yaparak inanın” hitabında bulunmaktadır.

 

Felsefe-din ilişkisi konusunda şöyle bir yaygın kanaat de var: İnsanlar felsefeyi dini inançtan saptırıcı bir uğraşı alanı olarak da görebiliyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Doç. Dr. Arıcı: Evet, haklısınız. Ancak söz konusu bu yaygın kanaat temelsiz bir kanaat. Medeniyet ve kültürümüzün ne tarihi unsurları ne de temel sacayakları bu kanaati desteklemiyor. Felsefi düşünceyi çekip aldığınızda İslam düşüncesinin neredeyse içini boşaltmış olursunuz. Gurur duyduğumuz pek çok Müslüman bilim insanı aynı zaman da felsefecidir. İslam sanatında, mimarisinde, dini ilimlerinde felsefi düşünce organik bir biçimde içkindir. Örneğin, İslam inancını akla dayalı olarak savunmayı amaç edinen Kelam ilmi geliştirdiği argümanların tamamında felsefi araçlara başvurmaktadır. Fıkıhta, tefsirde felsefi düşünüş kaçınılmaz bir şekilde vardır. Hatta tüm içtenliğimle diyebilirim ki felsefi düşünme ve yorumlama Kuran’ın bizzat emrettiği bir uğraşıdır. Çünkü çoğu yerde kutsal kitabımızın anlaşılması felsefi düşünme gerektirmektedir. Eğer Kuran’ın anlaşılması her Müslüman için zorunlu bir yükümlülükse felsefi düşünmekde Tanrı’nın emrettiği zorunlu bir yükümlülüktür bile diyebiliriz. Çünkü felsefi düşünme müminin inancını zedelemek şöyle dursun mümini daha nitelikli bir mümin konumuna getirir.

soylesi-iki.jpg

Bizim toplumumuzda felsefenin dini inançtan saptırıcı bir etkisi olduğuna yönelik yanlış kanaat daha çok iki nedenle ortaya çıkmıştır: Birincisi İslam inancına zıt düşen bazı felsefi akımların felsefi bir düşünüş sonucu ortaya çıkması. Ateizm, deizm, agnostisizm gibi inançların felsefi bir düşünüşün sonucu ortaya çıktığı doğrudur. Ama bu demek değildir ki her felsefi düşünme teşebbüsü bizi zorunlu olarak İslam inancına muhalif düşünme biçimlerine götürecek. Tam aksine felsefi düşünme teşebbüsleri inançlı bir mümini inancında daha sağlam gerekçelerle inanmaya da sevk eder. Söz konusu yanlış kanaatin ikinci nedeni ise modern dönemde çağdaş batılı filozofların pek çoğunun ateist olmasıdır. Burada göz ardı edilen husus ise şu: Bu filozoflar çoğunlukla felsefi uğraşılarının sonucu ateist olmuş değillerdir. Tam aksine ateist yaklaşımlarını felsefe ile desteklemek istemişlerdir. Tıpkı kesici bir aletin yemek yapmak için kullanılabileceği gibi adam öldürmek için de kullanılması gibi.

 

Felsefenin toplumsal gelişmişlikle ilişkisini biraz açabilir misiniz?

 

Doç. Dr. Arıcı: Felsefe ile uğraşmanın bir topluma en büyük katkısı bu alandadır; ancak felsefenin en çok göz ardı edilen yönü de burasıdır. Felsefi düşünmeyi pratik hayatında yaygınlaştırmış bir toplum önyargılardan beridir, zihni aldanmalara daha az maruzdur, eleştirel düşünmeye tüm içtenliği ile açıktır, tartışmalarda hakikati merkeze alır, adaleti kıstas olarak belirler, temel insan haklarına daha çok saygılıdır. Böyle bir toplum kaçınılmaz olarak gelişecektir. Tersinden söylersek, bu nitelikleri taşımayan toplum, yani felsefi ve eleştirel düşünmeyi yadsıyan, onu öğütlemeyen ve bu yüzden hakikat ve adalet derdi olmayan toplum, hayatın hiçbir alanında arzu edilen gelişmeyi gösteremez. Yani felsefi ve eleştirel düşünme yoksa bilimde, sanatta, teknolojide, ekonomide, siyasette, sosyal düzende ve hatta nitelikli dindarlıkta da gelişme yoktur. Felsefi ve eleştirel düşünme yoksa belki gelişiyormuş gibi gözüken ama özünde yerinde sayan bir toplumla karşı karşıya kalırız.

 

Eğer tasvir ettiğiniz gibi ise Konya insanına felsefe sizce ne katar?

Doç. Dr. Arıcı: Doğma büyüme bir Konyalı olarak felsefi atmosferin Konya insanına, Konya’nın kültürel ve sanatsal hayatına çok şey katacağını düşünüyorum. Tarihimizde bilim, sanat ve felsefi düşüncede öne çıkmış ve medeniyet merkezi haline gelmiş pek çok şehrimiz mevcuttur. Semerkant, Urfa, Saraybosna, İstanbul bunlardan sadece birkaçıdır. Konya’nın da bu anlamda müstesna bir yeri vardır. Selçuklu döneminde ve hatta Osmanlı döneminde ifa ettiği merkezi rolüne, bir medeniyetin çekim merkezi olma rolüne, Konya yeniden dönebilir. Bu şehrin yeniden bilimde, teknolojide, sanatta, felsefede öncü şehirlerden biri olmasını sağlayabiliriz. Bunun tetikleyici unsuru, elbette becerebilirsek oluşturacağımız felsefi atmosfer olacaktır. Neden Konya’da felsefi tartışmaların yapıldığı özel kafe ve kıraathaneler, her yıl düzenlenen felsefe olimpiyatları, düşünce sorunlarını çözmek için belediyeler tarafından desteklenen projeler gibi çalışmalar olmasın. Aynı şeyi sanatsal ve bilimsel atmosfer için de düşünmeliyiz. Kamunun karar verici mekanizmalarıyla ve sivil toplum örgütlerinin girişimiyle bu türden bir atmosfer geliştirebilirsek yüzyıllara hitap edecek medeni bir birikimi çağdaş Konya’da gerçekleştirebiliriz.   

 

Konya’da sözünü ettiğiniz felsefi atmosfer şu an ne kadar var? Sizin felsefe alanındaki çalışmalarınız ve gelecek vizyonunuz nedir?

 

Doç. Dr. Arıcı: Konya’da bahsini ettiğim atmosferin şu an yavaş yavaş oluşmakta olduğu kanaatindeyim. Artık bu şehir nitelikli düşünür, sanatçı ve bilim insanlarını da kendine çekebiliyor. Bu anlamda insan kaynağının artması söz konusu atmosferi de geliştirecektir. Bu şehirde sırf eleştirel düşünmeyi toplumda yaygınlaştırmak amacı taşıyan ve bu anlamda düzenli olarak seminerler düzenleyen özel dernek ve kuruluşlar var. KonyaMevlana Celaleddin-i Rumi’ye ev sahipliği yapıyor veher yıl düzenlenen Şeb-i Arus törenleri büyükşehir belediyesinin girişimleriyle artık daha nitelikli ifa ediliyor. Sadece anma törenleri değil, farklı alanlarda sempozyum ve kongreler, müzik dinletileri, sanat şölenleri de gerçekleştiriliyor. Ortaokul ve lise düzeyinde TÜBİTAK’a Konya’dan yapılan proje başvurularının sayısı her geçen yıl artıyor. Türkiye’de bir elin parmakları adedince bulunan bilim merkezlerinden birisi de şu an Konya’da.Belediyelerin inşa ettikleri gençlik merkezlerinde oldukça verimli entelektüel çalışmalar yapılıyor. Düzenli olarak felsefi ve sanatsal film analizleri yapılıyor. Farklı vakıf ve dernekler hafta sonları üniversite öğrencilerine okuldaki müfredatlarının dışında ehil öğretim üyeleri vasıtasıyla ücretsiz seminerler sunuyor. Bunlar oldukça iyi işaretler. Biz de naçizane felsefenin farklı alanlarında, örneğin medeniyet felsefesi, İslam düşüncesi, zihin felsefesi ve eleştirel düşünme alanlarında konferans, seminer ve söyleşilere katılıyoruz. Düzenli olarak Cumartesi günleri lisansüstü öğrencilerimizle bir kafede felsefe okumaları yapıyoruz. Bazen yan masalardan konuşmalarımıza kulak kabartan insanlar bize katılmak istiyor. Bu yıl yapay zekâ ve zihin felsefesi üzerine tematik bir felsefe dergisi çıkarıyoruz. Yakın zamanda uluslararası çapta bir zihin felsefesi kongresi düzenleme amacımız var. Bunu her yıl düzenli olarak gerçekleştirmek istiyoruz. Ayrıca rektörümüzün ve üniversitemizin desteğiyle gelecekte bir yapay zihin ve bilinç laboratuvarı kurmak istiyoruz. Maksadımız çorbada bizim de tuzumuzun olması. Ümit ediyorum gelecekte genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla ebeveyniyle bu şehirde yaşamaktan entelektüel olarak da haz alan bir şehir halkımız olacak.

Teşekkür Ederim

Doç. Dr. Arıcı: Ben teşekkür ederim.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.