1. YAZARLAR

  2. Mustafa Güden

  3. Formanın içine ruh da giymek gerek
Mustafa Güden

Mustafa Güden

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Formanın içine ruh da giymek gerek

A+A-

UEFA Uluslar Ligi’nde, can boğaza geldikten sonra umudunu Konya tribünlerine bağlayan A Milli Takım, sahada iş yapmadan maç kazanılamayacağını unutmuş gibiydi. İsveç önünde ciddi bir varlık ortaya koyamayan milliler, kaybettikleri takdirde küme düşecekleri maçta adeta ‘bitse de gitsek’ modunda oynayınca tribünlerinde elinden bir şey gelmedi.

Maç sonunda İsveçli orta saha oyuncusu Jakop Johansson’un, “Baskı olacağını biliyorduk. Dolu tribünlere oynamak eğlenceliydi. Konya'daki seyirci ve atmosfere hayran kaldık. Türk seyircisi harikaydı, ateşli bir atmosfer vardı ama biz profesyoneliz, işimize odaklandık” şeklindeki açıklaması, Türk Milli takımındaki arızanın ‘ruh sorunu’ olduğunu ortaya koyuyordu.

42 bin ateşli, yerine oturmayan, sen-ben ayırımcılığı, şu-bu oyuncu yandaşlığı yapmayan, tezahüratlarıyla, sloganlarıyla destek üreten taraftarın oyuna vereceği başkaca bir katkı da yoktu zaten!

**

EURO 2016 elemelerinde ülkenin en önemli oyuncularından biri, seyircilerin takım kavgalarına kurban gitmiş ve milli kariyeri sonlanmıştı da; gruptan çıkabilmek için son raddede Letonya, Hollanda, İzlanda maçları için Konya seyircisinin futbol kişiliğine, milli hislerine sığınılmıştı.

Avrupa’yı kendine hayran bırakan seyirci kitlesi, soluklanmak için bir an susup oturduğu anda takım kaptanının saha içinden elleriyle yaptığı ‘kalkın’ işaretiyle fırlamış, bir daha da yerine oturmamıştı.

İsveç önünde, taraftardan etkilenen bir oyuncu topluluğu göremedik. Hakan Çalhanoğlu’nun -sadece bandaj taşımakla yükümlü bir kaptan- gibi olduğu maçta kişisel performansı üst düzeyde olsa da kazandırmaya yetmedi.

Takımlarında ne kadar forma buldukları bir yana, gençlerden oluşan oyuncu gurubunun bireysel olarak önemli birer değer olduğunu kabul edelim. Fakat sahaya ne bireysel yetenekleri yeterince yansıdı, ne de kazanma-kazandırma arzusu öne çıktı. Bu gençlerin aksiyon kazanması, kazanma iradesi ve hırsı kazanabilmeleri için ağabey-lider oyuncularla oynamaları gerekiyor olmalıdır.

**

Lucesku’yu izlerken Liman Paşa’yı hatırlamak!

Bir de Teknik ekibin oyuna katkısı ya da müdahalesi ciddiyetle irdelenmelidir. Önceki maçlarda oyuncularının genç oluşundan, tecrübesizliğinden, hatta kulüplerinde yeterli süre alamamalarından dert yanan Lucesku maçı saha kenarında ayakta seyretmenin ötesinde bir aksiyon göstermedi. Oyunu rakip yarı alana taşıyacak, hücum gücünü yükseltecek hamleler yapmadı. Rakip kaleye yönelmekte tereddüt eden, kaleye yaklaştığında şut atmakta dahi çekingen kalan oyuncularını cesaretlendirecek bir şeyler yapmalıydı, yapmadı ve ya yapamadı.

Mutlak kazanması gereken bir teknik direktör profili çizmedi. Sakinliği ve sükunetini anlamlandırmak mümkün değildi. Hatta o kadar sükut etti ki; basın toplantısına, söyleyecek bir sözü olmadan geldi, yöneltilen bir soruya yarım yamalak cevap verip gitti.

Onun saha kenarındaki sessiz duruşunu izledikçe önce zihnimizde Çanakkale’de Liman Paşa’ya isyan eden Türk Subayları canlandı. Sonra 1988 Avrupa şampiyonasında takımı yanlış oynattığına inandıkları hocalarına isyan edip, “Bundan sonraki maçlarda takımı Gullit yapacak, taktiği de o verecek. Siz kulübede oturup bizi izleyin” dedikten sonra, Avrupa Şampiyonu olan Hollanda Milli takımını hatırladık. Ancak hunu yapmak içinde takımda Gullit, Van Basten gibi cesur yüreklerin olması gerekirdi!

**

Türk Milleti için, Ay-Yıldızlı bayrağın olduğu her mecra asker ocağı gibidir. Maç da olsa, başka bir yarışma da olsa, kaybedildiğinde bir cephe düşmüş gibi üzülür Anadolu insanı. Cumartesi akşamı sırtlarında ay-yıldızlı forma taşımanın ötesinde bir ruh hali yansıtamayan oyucular hayal kırıklığı oluşturdu.

Son bir söz; Milli takım bu haleti ruhiye ile oynamaya devam ettiği takdirde Anadolu şehirlerinde de ıslıklanır, bizden hatırlatması.

**

Gelişi değil, gidişine hayran olduğum!

Rıza Çalımbay Konyaspor’la anlaştığında Ulusal basın bu kadar gündem konusu yapmamıştı. Birkaç sütunluk sade bir imza haberi verilmişti. Fakat, Çalımbay’ın Konyaspor’dan gönderilmesi neredeyse memleket meselesine dönüşüverdi.

İşin aslına bakacak olursak Rıza hocanın Konya’da ciddi anlamda seveni vardır. Konyaspor Lig üçüncüsü olup Avrupa Kupalarına katılma başarısını gösterdiği sırada bile ‘Şimdi bu takımızı Rıza hocaya vereceksin, bak neler yapar’ diyenlerin olduğunu saklayamayız.

Fakat Rıza hoca geldiğinden itibaren şehirle bütünleşecek şeyler yapmaktan hep imtina etti. Kendi takımıyla ilgili konuşurken, ‘Konya takımı’ ifadesini kullanması affedilir bir durum değildi. Keza taraftarın, ‘Bir kez olsun Konyaspor eşofmanı giy, ya da Konyaspor’u çağrıştıracak bir gömlek giy’ talebine, ‘yeşil gömlek mi olur?’ şeklindeki tepkisini de anlamak mümkün olmadı.

Konyaspor yönetimi, takımın başında adeta ‘emaneten’ duran Rıza hocanın istifa etmesini bekledi. Fakat bütün eleştiriler karşısında o istifayı düşünmedi. Şehirde hayal kırıklığı yaşatan farklı Kahramanmaraş yenilgisi işin tuzu-biberi oldu. Ankaragücü maçında takımın, kazanmasına rağmen sahada hiçbir varlık gösterememesi artık devamlılığın mümkün olmadığının resmiydi.

**

Antalya’da bir seminerde Teknik Direktör Kahraman Karataş dostumuz, TÜFAD Başkanı İsmail Dilber’e aynen şu serzenişte bulunmuştu;

“Kulüpler çok kolay antrenör harcıyor. Başarısızlık tamamen Teknik Direktöre fatura ediliyor. Bunun önüne geçmek için bir şeyler yapılmasını istiyoruz.”

Başkan Dilber’in cevabı kulüp, yönetici, antrenör, taraftar dörtlüsünde pozisyonların tanımlanması açısından son derece önemliydi;

“Arkadaşlar; kulüpler birer müessesedir, fabrika gibi düşünün. Başkan o müessesenin patronu, futbolcular işçisidir. Bizler o müessese de bir nevi ustabaşıyız. Taraftara gelince, onları da o müessesenin müşterileri gibi düşünün. Ve her patronun ustabaşını, işçisini beğenmeyip değiştirme hakkı vardır!”

Mesele budur Rıza hocam. Milli maç gecesinde, Konya taraftarına duyduğu hayranlığı dile getirip “Konya taraftarı için siz ne diyorsunuz?” sorusuna, “Ben Bursa’dayken…” diye cevap vermenin alemi yok. Ürününden müşteri memnun kalmadı, patron da seni gönderdi, o kadar.

**

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.