1. YAZARLAR

  2. Rahime Kongur

  3. İçine Şeytan Kaçmış İlişkiler
Rahime Kongur

Rahime Kongur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İçine Şeytan Kaçmış İlişkiler

A+A-

Allah Teâlâ (c.c.) mü’minlerin ancak kardeş olduklarını bildirir. (Hucurat, 10)

Rasulullah (s.a.v.) da kardeşliğin gereklerini şöyle sıralar:

“Onlar;

- Merhamette

- Muhabbette

- Yardımlaşmada

-İlgi göstermede bir vücudun azaları gibidirler, onlardan birisi rahatsızlandığında diğer azalar da uykusuzluğa ve hummaya tutulmuş gibi rahatsız olurlar.” (Buhari, Edeb, 27)

Yani mü’minler arasında acımasızlık olmaz, sevgisizlik olmaz, yardımsız bırakmak olmaz ve alâkayı kesmek olmaz.

Bunun anlamı şudur ki, bir başka mü’min acı çekerken kendi yüreğinde bir acı duymayan yüreğine bakmalıdır.

Dünyanın öbür ucundaki mü’mine yönelik bir sevgi beslemeyen, ilgi duymayan ve yardım göndermeyen, yüreğinin sevgi, yardımlaşma ve ilgi odacıklarını kontrol etmelidir.

Şayet kalb, bir mü’min kalbi olarak yoğrulmamış, itmi’nana ermemişse – ki o Allah Teâlâ ile birliktelik halidir ve ona ancak kalbe Allah Teâlâ ile birlikteliği enjekte edecek olan zikirle varılır- ona adeta yakın bir arkadaş olmuşcasına şeytanın musallat kılınması mukadderdir. (Zuhruf, 36). Çünkü şeytanın varoluş misyonu yeryüzünde kötülükleri güzel göstererek insanları azdırmaktır ve ondan kurtulacak olanlar da “ihlaslı kullar”, yani Allah’ın her an kendileri ile birlikte olduğunun idrakinde olan, her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinci ile yaşayan ve davranışları içinden Allah’tan başkasına kulluk mikrobu taşıyan her şeyi arındıranlardır. (Hicr, 39-40). Buraya kadar, Kelam-i Kadimin mü’minlerin birbirine yönelik hukuklarını çerçeveleyen ana ilkeleri gördük: Kardeş olacağız.

Bunu bizden Allah Teâlâ’nın istediğini, bunun mü’min karakterinin icabı olduğunu bileceğiz.

Şeytanın insanın apaçık düşmanı olduğunu unutmayacağız.

İnsanlar genellikle mü’min karakterlerinde bir aşınma olduğunu kabul etmezler. Birbirini boğazlayacak kadar düşmanlaşmış olanlar bile, “En kavî imanın kendilerinde olduğu” inancındadırlar.

Bu durumda “Mü’minler ancak kardeştirler” şeklindeki Allah’ın ayeti ile kendi durumlarını nasıl te’lif ederler? Bunun izahı yoktur.

Çünkü yarın Allah’ın huzuruna varıldığında her şey ayan beyan ortaya çıkacaktır. Herkesin yüreklerinde ne var ne yoksa ortaya dökülecektir. Eller, ayaklar, deriler şahitlik yapacaktır. İnsan ilişkileri en girif psikolojik alandır.

Allah Teâlâ, “Şeytanın insana kötülükleri süsleyerek benimseteceğini” bildiriyor. Allah Teâlâ, insandaki bu savrulma potansiyelini şu ayet-i kerimede ne kadar güzel tasvir eder:

“Hevasını tanrı edineni gördün mü?” (Furkan 43)

Benzeri bir ayet Casiye suresinde yer almaktadır: Şöyle ki:

“Şimdi sen, kendi hevâsını ilah edinen ve Allah’ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü?” (Casiye Suresi, 23)

Bu ayette Allah Teâlâ, hevâsını tanrı edinen kimsenin kulağının ve kalbinin mühürlendiğini, gözünün üstüne de perde çekildiğini bildirmektedir.

Bütün buralardan mü’minler arası ilişkinin “kardeşlik formatı”ndan uzaklaşıp zehirlenmesi hadisesine gelirsek, orada, hevânın beslediği “ben”lerin“Ego”ların rolüne bakmamız gerekiyor.

Kardeşliklerimizin arasına tekil ve çoğul nitelikte, yani fert fert, cemaat cemaat, kavim kavim, mezhep mezhep, “Tanrılar edinilmiş hevâlar” mı giriyor sorusu herhalde bu meselede en hayati soru durumundadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar