Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İnsan Arıyorum

A+A-

Anlamını bilmeden kullandığımız veya yanlış kullandığımız o kadar çok kelime var ki; aynı konuda konuşanlar hatta aynı fikri savunanlar bile anlaşamıyorlar bazen. Bu anlaşmazlık düşünce yapımızı bozuyor, ahlak ve adalet anlayışımızı zayıflatıyor. Bunun sonucu olarak, insanımız anlamadığı bilgisi inkâr ediyor veya anlamadığı kişiye düşman kesiliyor, anlayışını geliştirmek yerine!...

*

Kelimelerin doğru anlamı ile kullanılmasını önemsiyorum, çünkü sorun geliyor ve “insan”a dayanıyor… İnsan deyince ne anlıyoruz? Ne anlamalıyız? İnsan deyince, ortaokul fen dersinde öğrendiğimiz bir konu geliyor aklıma, eylemsizlik özelliği; cisimlerin hareket etmesi için dışarıdan bir güç uygulamak gerekir, hareket halindeki cisimler ise dışarıdan uygulanan güç kesilince yavaşlar ve durur… Yani cisimler durmaya, eylemsiz olmaya eğilimlidir.

*

İnsan da böyle, ama bir fark ile… Cisim olarak insan kendinden hareketlidir ama fark insanı diğer canlılardan ayıran özelliği ile ilgili; insan düşünme gücüne sahip olması ile hatta “düşündüğü şey üzerinde düşünebilme gücüne” ile diğer canlılardan ayrılıyor ve bu gücünü kullanma becerisi sayede insan, yaratılmışlar arasında üstün ve şerefli oluyor. Ve bu güç dışarıdan değil içeriden geldiği zaman anlam kazanıyor.

*

Düşünme becerisini geliştirebilen insan, kendisi ile birlikte topraktan gelen tüm canlılar arasında yükseliyor, bedeni yürüse de ruhu uçuyor, gelişiyor, yaşama yararlı işler yapıyor, üretiyor, yönetiyor, yönlendiriyor, hakkı hakikati arıyor, ışığı buluyor, aydınlatıyor, bencilliğini aşıyor, biz için konuşuyor, birlik için çalışıyor…

*

Düşünme becerisini kullanamayanlar ise diğer canlıların seviyesine düşüyor, bedeni yürüse de ruhu alçalıyor, toprağın altında karanlıklarda yaşmaya başlıyor, yaşama bir yarar sağlamadan. Veya başkalarının sırtından geçinme kurnazlıklarına kayıyor, parazit oluyor, yancı oluyor, yalancı oluyor, hakikati ortaya çıkarmak için konuşmak yerine bencilce haklı çıkmak için konuşuyor, münakaşa ve kavga çıkarıyor, ayrışıyor. Zamanla içinde bulunduğu kalabalıktan aldığı güç ile karanlığa alışıyor ve aydınlıktan, hakikatten korkmaya başlıyor. Bu düşünce beni çocukluğuma götürüyor.

*

Çocukluğumun geçtiği Karaman’ın Ayrancı ilçesinde, caminin yanına yapılan su deposunun şantiyesi bizim için bulunmaz bir oyun alanı olmuştu. Bir gün kumlarda oynarken birden bire arkadaşlarım kaçışmaya başladı, ben de ayağa kalkıp arkama baktığımda siyah bir dananın delice koşarak bana doğru geldiğini gördüm. Kaçmak için vaktim yoktu, üzerinde oynadığımız kum tepesine çıktım hemen… Dana ile burun buruna kalmıştım, bereket ayakları kuma gömüldü de bana ulaşamadı dana. Sahipleri geldi yakaladı… Aralarında “…dananın gözü kararmış da ondan kaçtı, şükür ki çocuklara bir zarar vermedi…”  gibi şeyler konuştular… Eve geldiğimde anneme sordum, “gözü kararmak” ne demek? diye… Annem de anlattı “…hayvanlar kış boyu ahırda kapalı kalırlar, karanlığa alışırlar, baharın bu hayvanları dışarı çıkarınca bazıları ışıktan rahatsız olur ve ne yapacağını bilmez, delirmiş gibi davranır… O dana da böyle olmuş demek ki…” dedi.

*

İnsanı ararken bu anım geliyor aklıma. Karanlığa, karanlık fikirlere alışmış, yalanlara kanmış ve gerçekleri inkâr eder olmuş ve anlayamadığı kişileri anlamak için anlayışını geliştirmek yerine kin ve düşmanlık üreten insanlara karşı nasıl bir yol izleyebiliriz? Selam ve dua ile.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.