Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İran

A+A-

İran İslam Cumhuriyeti’ne ilk olarak 1995 mayısında gittiğimde çok etkilenmiştim. Büyük, petrol zengini ve İslam şeriatı ile yönetilen bir ülke. Ama o günden bu güne her seyahatimde daha da bir kötüye gidişi gözledim üzülerek. Üzüntüm İran’ın gerilemesinden ziyade İslam’ı öne çıkaran bir ülkenin düştüğü durumadır, batı dünyasının bu durumu İslam aleyhine kullanmaya çalışmasındandır. İslam düşmanlarının eline koz verilmesindendir. Maalesef İran elindeki “Allah vergisi” petrol zenginliğine rağmen halkını refaha erdirmedeki başarısızlığını kamufle etmek için ideolojik propaganda ve SSCB’nin sonunu getiren silahlanmaya sarılma hatasına düştü. Ekonomi batıyor, millet sefalete sürükleniyor ama İran “son teknoloji ürünü” silahlar yapmakla övünüyor…

Yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani bu konuda gerçekçi ve olumlu bir politika değişikliğine gidecek beklentisi veriyor. Bu beklenti İran için bir umut olmuş durumda. Bu umut bize de fayda getirecek. Birlikte göreceğiz.

İran da, yıkılma öncesi SSCB’nin haline benzer bir durumdan geçiyor. Düşmanlaştırdığı batı ülkeleri ile girdiği çatışmayı, siyasi açıdan bulunmaz bir sermaye olarak kullanıyor. Batı ile çatışma durumu her hal-ü-karda başarısız hükümetlerin kurtarıcısı olmuş. Biz düşmanla savaşmak için modern silahlar yapacağız ama “dış mihraklar” bunu engelliyor, eğer daha çok oy verirseniz daha da güçleniriz söylemine dünyadan izole edilmiş, bilgi kaynakları sansür ile kesilmiş İranlılar kanmış ama geçen yıllara rağmen ekonominin hep kötüye gittiğini gördükçe de bezmişler artık. Politikacılar çatışıyor halk bedelini ödüyor.
Bu gün dış mihrak dedikleri ülkelerden birisi Fransa. Dün İran devriminin en büyük destekçisi en büyük dost olan Fransa. İran’ın petrol zenginliğinin imtiyazlı kontrolünü Fransız Total şirketine alma karşılığı İran’ın nükleer çalışmalarına da destek veren Fransa. Bugün Iran’a nükleer çalışmalarından dolayı ambargo uygulayan ülkelerin başında yine Fransa. Bir dönem bu ambargoyu delerek köşeyi dönmeye çalışan da Fransa. Ayetullah (Allah’ın sözü) sıfatını kullanan İmam Humeyni’yi himaye edip, hazırlayıp İran’a gönderen de Fransa. İran devriminin ilk icraatlarından biri de Irak ile 10 yıl kadar süren savaş oldu. Her iki din kardeşimiz milyonlarla ifade edilen sayıda yetişmiş insanını kaybetti. Birbirinin topraklarında patlattıkları bombalar için milyarlarca dolarlık petrolü batı ülkelerinin refahını artırmak için akıttılar. O Fransa bugün dünyanın birçok bölgesindeki Müslüman – Hıristiyan çatışmalarında Müslümanlara silah sıkan Fransa. Güncel olarak Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki Müslümanların ne durumda olduğuna bakarsanız Fransa’yı görürsünüz.

Buradan kendimize de pay çıkaracak olursak, düşman düşmandır ve düşmanlık yapma hakkına sahiptir, düşmanlık yapıyor diye düşmanı suçlamak saflık olur. Nezaket icabı rakip ülke demek tercih ediliyor. Fransa gibi haçlı ordularının askeri ve komutanı olan bir ülkenin Müslüman bir ülkeye ne hizmeti dokunur diye soramıyorsak, İslam’a hizmet edecek kişileri himaye eder mi diye soramıyorsak bu da bizim aymazlığımızdır. Hafızalarda taze duruyor; ABD Başkanı Bush, Irak saldırısını bir haçlı savaşına benzetmedi mi? Fransa da ABD’nin yanında değimliydi? Eğer bunlardan ders alamıyor, Allah’ın verdiği aklı, beyni kendimiz kullanamıyorsak İran’dan beter olacağımızı söylemek bir kehanet olmaz. Haftaya devam etmek üzere…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.