Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İslam ve İnsan

A+A-
İçinde bulunduğu suyu tanımayan balıklardan ne farkımız var? O kadar mahlûkat içinde eşref-i mahlûkat olarak, yaratıkların şereflisi, insan olarak bir İslam coğrafyasında dünyaya gelmişiz. Geleneğimiz veya eğitim sistemimiz yaratıkların şereflisi övgüsündeki şerefin kaynağını sorgulama, anlama fırsatı vermeden bizi şeref ile şan ile övünmeye gark etmiş. Övünmekten düşünmeye zaman bulamamışız. Öyle ki, bu övünme işi kim daha çok övünecek yarışına dönmüş bazı çevrelerde ve henüz insan olamayanlar Müslüman olma yarışına girmişler…
*
Müslümanlık yarışında olsalar yine iyi, görüntüyü tutturup, kalabalığa uyan kazanıyor sanmış bazıları, hiç kimse mümin olma yarışında değil. Kendi imanı dururken başkalarının imanını ölçmeye kalkar olmuş çoğu? İnsan olma, mümin olma yarışını birbirimizle değil de önce kendimiz ile yapmamız gerekmez mi ki yarışta başarılı olan, insan olma şerefine ulaşanlar İslam’ı temsilen inancını dünyaya yayma yarışına katılabilsin. Bunlar ne kadar çok olursa o kadar iyi… Biz henüz bunun farkına varmadan, dünyayı ele geçirmek için bizimle yarışanlar, yarışın birçok aşamasını kazanmışlar bile ve hatta birçok yarışta bize tur bindirmeye başlamışlar. Biz hala yarıştayız ama birbirimizle.
*
İşim gereği 43 ülke görme imkânım oldu. Farklı insanlar, farklı dinler, farklı kültürler… İslam ile şereflendiği halde eşref-i mahlûkatın şerefini taşımaya layık olamadığı için gördüğüme üzüldüğüm Müslüman ülkelerden tutun da bir dine ihtiyaç duymayı reddettiği halde, temizlikte, düzende, adalette, kalkınmada (üzülerek söylüyorum) birçok Müslüman ülkeye örnek gösterilecek dinsiz ülkeler gördüm… Hem dini olmayan hem de insan olamayanlar da az değil tabi…
*
Beni ilgilendiren taraf inancımızın bir parçası olan tebliğ görevini yerine getirmemizi engelleyen, İslam ile bağdaşmayan Müslüman görüntüsüdür ki bu görüntü yaratıkların şereflisi olmamızı sağlayan düşünme yeteneğimizi kullanmaktan vazgeçmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Üstelik Allah’ın Kuran-ı Kerim’de en çok tekrar ettiği emirdir düşünmek, aklını, beynini kullanmak, ibret almak gibi değişik ifade şekillerinde. Buna rağmen İslam alemi düşünmekten ve düşünen insandan korkar hale gelmiş ama Allah ile arasında olması gereken imanî ve manevi konuları bir reklam, bir propaganda fırsatı gibi çevresine gösterme yarışına girmiş. Düşünmekten korkan bu insanlar, kendinden az gösteriş yapanları ise imansız veya kafir olarak suçlamaktan korkmaz hale gelmiş…
*
Ortaokul birinci sınıfta ilk dersimizde, din kimler içindir? diye sormuştu Din Bilgisi öğretmenim. Elbette insanlar için! Hayvanların günah işleme, sevap kazanma gibi sorumluluğu yoktur. Akli dengesi yerinde olmayanların, delilerin de öyle bir sorumluluğu yoktur. Yani akıl yeteneğini kullanabilen insan din ile sorumludur. Peki bize dinî sorumluluk yükleyen ve yaratılmışların şereflisi olmamıza vesile olan akıl kullanılmazsa ne olur? İşte bugün düştüğümüz durum olur… Daha kötüsü olmadan düşünmeye, sormaya ve sorgulamaya başlamalı Müslüman’ım diyen herkes…
*
Sorgulamadan peşine düşülen, biat edilen liderler bizi şirke götürmeye ve Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaya yeter. Tarihte, Lavrence gibi İslam düşmanı ajanları şeyh olarak, dini lider olarak görüp, biat edenler, onun emir ve yönetiminde halifenin ordusuna saldıran, halifenin askerlerini öldüren din kardeşlerimizi hatırlayınız… O zaman biri kalkıp da Lavrence İslam düşmanı bir haindir, bir ajandır dese ne olurdu?
*
Evet, bizim düşmanımız hainlerden önce cahilce onların peşine takılmamıza sebep olan düşünmeme ve sorgulamama hastalığımızdır… Allah’ın selamı anlayanlar ile beynini ihanet odaklarına kiraya vermeyip, bizzat kendi akıl ve imanı ile kullanabilenler üzerine olsun.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.