1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Kafalar Karışık
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kafalar Karışık

A+A-

Çocukken ayrıldığı köyüne eğitimli ve münevver birisi olarak döndüğünde, halkın eskisi gibi cahil olduğunu görerek üzülen genç halkını nasıl aydınlatacağını düşünmeye başlamış, yıllardan beri aldığı medrese eğitimine çok güveniyormuş. Bir süre çalıştıktan sonra dünya gerçekleri ve yüce dinimiz İslam ile alakası olmayan hurafelerin yıllaaardan beri köyün en itibarlı adamı görünen hoca efendiden kaynaklandığını görünce üzüntüsü bir kat daha artmış. Halk her şeyi hocaya soruyor, o ne derse sorgulamadan bir itikat meselesi gibi inanıyor ve uyguluyorlarmış.
*
Zaman kaybetmeden, halkına gerçekleri ve hoca efendinin yanlış bilgiler verdiğini, halkı hurafeye boğduğunu anlatmaya koyulmuş. Ama insanlar bir şeye, bir kişiye inandığı zaman pek kolay dönemez. Birisine cahil dersen, kandırmışlar seni dersen, kişi cahilliğine daha sıkı sarılır üstelik gerçeği anlatmaya çalışana da düşman olur.
*
Bizim genç, medresede büyük alimlerden aldığı bilgilere güvenerek köylüyü aydınlatmak, hurafelerden arındırmak için bir süre uğraşsa da hoca efendi kendisi aleyhinde konuşan genci fark edince, bir vaazında delikanlıyı öyle suçlamış ki, bizimki köyünden kaçmak zorunda kalmış, canını zor kurtarmış…Ve soluğu hocasının yanında almış.. Durumu anlatmış, “Hocam ben onca yıl şu kadar âlimden ders aldım ama kendi köylülerime bile bir şey anlatamadım.” Yılların olgunluğu ile hocası “Evlat sen bilgiyi, ilimi öğrendin ama öğrenmen gereken asıl konuyu, o bilgi ile nasıl amel edeceğini bilecek kadar pişmedin” diyerek cevap vermiş ve eğitim süreci tekrar başlamış.
*
Aradan geçen 3-4 yılın sonunda bizim genç köyüne dönmüş. Daha sakin ve olgun bir şekilde üstelik hurafeci hoca efendiye saygıda kusur etmemiş, hoca efendiyi köylüler gibi saygıyla ve huşu içinde dinlemiş. Bir gün vaaz sırasında hoca efendiye seslenmiş “Hocam, sizden özür diliyorum. O zaman bir toyluk yaptım, beni affedin. Anladım ki siz yüce bir zatsınız ve derin bir âlimsiniz, ben sizin sakalınızın kılı bile olamam hatta sizin sakalınızdan bir kıl alsam cennete girerim” demiş. Bu kıl lafını duyan cemaat, “Vaay bizim hocanın kılından ben de isterim” deyip hocanın üzerine yürüyünce, hoca sakalın ne kadarını kurtardı bilinmez ama derhal uzaklaşmış o köyden ve cami de cemaatte bizim gence kalmış, derslerini, cahil insanların cahilliğini kaşımadan verme imkânı bulmuş.
*
Bizde de nice profesörler, âlimler, hoca efendiler var. İslam gerçeği yerine, gelenekleşmiş doğrulara, birilerinin dayatmalarına hizmet eden, hurafe yayan, gerçeği değil inandığı hurafenin veya doğru bildiği yanlışların doğruluğu konusunda içini rahatlatacak deliller aramak için araştıran. Kendisini takip eden kalabalıklardan cesaret alan, azan azdıran… Sonuç, dünyayı yöneten Müslüman ecdadın günümüzdeki Müslüman torunlarını düşmana muhtaç eden, düşmanın insafına terk eden bir miskinliğe, bir tembelliğe itecek türden fikir mikroplarını beyinlere bulaştıran.
*
Bir insanı kandırmak, onu kandırıldığına inandırmaktan çok daha zordur. Çünkü ham insan “fıtratı” gereği kulağa hoş gelen, kendine veya geçmişine övgüler içeren hikâyelere (yalan olduğunu tahmin etse bile) inanmaya meyillidir, çünkü gerçeklere inanmak cesaret ardından da harekete geçmek, çalışmak gerektirebilir.
*
Dış politikamıza, iç politikamıza, çevremizdeki karmaşa ve katliamlara, cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu pencereden bir daha bakarsak, bize anlatılanlardan farklı bir şey görebiliriz belki. Ama gerçeklerden korkanlar, imanına değil de efendisine, liderine sadık olanlar bakabilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.