Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kangren Tedavisi

A+A-

Zamanında müdahale edilmezse, sebep olduğu hücre ölümlerinin komşu doku veya komşu organlara da yayılması ile sonu ölüme kadar giden bir süreç izleyebilen kangren, cesur kararlar almayı gerektiren bir hastalıktır. Kangren olan bölge kendiliğinden kuruyup düşmüyorsa, cerrahi müdahale ile almak gerekir. Yani kesip çıkartmak. Doktorun vücudunuza ait bir parçayı kesip alması kulağa hoş gelmiyor ve can yakıcı ama o bölge artık işe yaramaz hale geldiği yetmez gibi çevresindeki dokulara da bu belayı yayma eğilimindeyse aman doktor yaman doktor. Kangren, pansuman veya bandaj ile tedavi edilmeye kalkılırsa bandajın altında göze görünmeden daha da büyüyüp, yayılabilir. Gecikme tedaviyi zorlaştıracağı gibi acıyı da artıracaktır. Ülkeleri de insanlar gibi bir vücut şeklinde görecek olursak, yaşadığımız tam da budur. Gündemdeki ‘demokrasi paketi’ acı veren gecikmiş bir kangren tedavisidir. Zamanında doğru teşhis konulup, tedavi yoluna gidilse bu kadar acı çekmezdik. Eleştirirken nasıl bu hale geldiğine de bir bakmak gerekli bence. İlköğretimdeki ‘andımız’ için bile ‘zehir’ ifadesini kullanan kesimler varsa, hastalığa neşter atmanın zamanı geçmiştir bile. 
***
Geçen yüzyılın başında Batı ulaştığı teknoloji sayesinde en büyük düşmanı olan doğulu Müslümanları yenerek, parçalamayı ve yutmayı başardı. Osmanlı İmparatorluğu’ndan çıkan 40 kadar ülke şu veya bu şekilde Batı’nın hizmetine girdi, sömürgesi oldu. Bunlardan sadece bir tanesi, Türkiye Cumhuriyeti boğazlarında kaldı. Geri adım attılar ama vazgeçmediler. Silahla savaşmayı bıraktılar ama sinsice fitne ve nifak ile savaşı devam ettirdiler. Askerleri ülkemizi terk etti gitti ama ajanları savaşı devam ettirdi. Bu topraklarda, bin yıldan beri bir kardeşlik içinde yaşayan insanların arasındaki farklılıkları bulup, ortaya çıkarıp, kaşıyarak yara haline getirdiler, kanatıp tekrar kaşıdılar. Yaralar her kapandığında tekrar kaşıdılar, tekrar kanattılar ve kangrene çevirmeyi başardılar. Sorumluluk, bugün canımızı yakandan ziyade bu yaralara doğru teşhisi koyup, zamanında tedaviye başlamak yerine geçici uygulamalar ile zaman geçiren doktorlarındır. Son 2 asırda Batı ‘haçlı’ bilinci yerine ‘millet’ bilincini koydu ve milletler arasındaki rekabet başarıyı hızlandırarak getirdi. İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Belçika vs. vs önceden olduğu gibi Haçlı sancağı altında birleşip Müslüman ümmete saldırmak yerine her birisi ayrı ayrı saldırıp, diğer milletlerden daha fazla parça koparma çabası içinde çalışmayı tercih etti ve nihayetinde İslam halifesi olan Osmanlı’yı parçalayarak (İslam’a karşı demek istemiyorum ama) Müslümanlara karşı net bir galibiyete ulaştılar. Milliyetçiliğin bu etkisi Batı tarafından Osmanlıyı parçalamak için de kullanılmış, biz Ümmet-i Muhammed diyerek uğruna şehit olduğumuz, Millet-i Necip diyerek yücelttiğimiz Araplar bile bu milliyetçilik akımının etkisinde Osmanlı Hilafetinden ayrılmış, İngiliz bayrağı altında halifenin askerine kurşun sıkacak hale gelmiş ve geçen yüzyıl Osmanlı kimliğinde Müslümanlar için büyük bir hezimetle sonuçlanmıştır.
***
Ancak, milliyetçiliğin ateşleyici etkisi Türkiye Cumhuriyeti üzerinde de olumlu etkiler göstermeye başlayınca ki; 1933 yılında, Batı ülkeleri Türkiye’deki 10 yıllık gelişmeyi ‘Türk Mucizesi’ olarak adlandırınca alarm verilmiş, Türklerin milliyetçilik ateşini söndürecek fitne politikaları ateşlenmiştir. Günümüzde akıl ve hafsalanın alamayacağı şekilde et ve tırnak olan, Haçlılar karşısında tek olan bir millet ‘Milliyetçiler ve Ümmetçiler olarak karşı karşıya getirilmiştir.’Türküm demenin bile günah olduğunu öğreten bazı Ümmetçilerin(!) Kürtçülük yaparken günaha girmediği bir düzen kabul görür hale gelmiştir. Milliyetçiliği, ırkçılık gibi gören ve gösteren cahil ve hainlerin oyunu tutmuştur. Osmanlı toplam 36 padişahın 10.’sunda en büyük seviyesine ulaşmıştır, kalan 26 padişah döneminde birkaç istisna hariç gerilemiştir. Osmanlı, doğru ve yeterli tanımlayamadığı büyüme dinamiğindeki öz gücün, kurucu gücün Türk olduğunu ihmal etmenin Türkü kenarda tutup azınlıklar ile devlet yönetme tercihinin cezasını ödemiştir. Osmanlının hayatı ile ödediği özünü inkâr etme hatasının, gelecekte Türkiye Cumhuriyeti’ne de benzer bir bedel ödetmeyeceği inancı içinde demokrasiye güvenmeye devam etmeliyiz ama gözleri açmak ve siyaset bilincimizi artırmak şartı ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum