Yılmaz Sandıkcı

Yılmaz Sandıkcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Komşu Yunanistan

A+A-

Karantina şartları altında, otel ve fabrika arasında geçiyor günlerimiz. Batılı devletlerin medeniyetin temeli olarak gördüğü Yunan tarihinin kalıntılarını görmeye olanak bulamadık henüz.

*

Müşterimiz ve elemanları ile Türkiye -Yunanistan komşuluk ilişkileri üzerine sohbet ediyoruz, bir de yemekler üzerine tabi… Restoranlar kapalı olduğu için fabrika karavanasında Türk yemekleri çıkıyor bize özel. Sarma, dolma, musakka… Bunlar Türk yemekleri diyoruz onlar ise hayır bunlar Yunan yemekleri diyorlar. Yemekleri paylaşamıyoruz ama lezzetli sohbetlerin keyfini paylaşıyoruz.

*

Biz iki komşu devlet olarak sorunsuz ilişkiler kuramazsak, düşmanlarımız sorunlarımızı kaşıyıp bizi birbirimize düşürecek ve bizim paylaşamadığımız kaynaklarımızı sömürmelerini kolaylaştıracak oyunlar kurar diyorlar… Bu söze katılmamak mümkün değil.

*

Akdeniz’deki enerji kaynakları için Fransa’nın, Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı destekleme maskesi ile kışkırtmasını, Fransa’nın Yunanistan’a daha çok silah satma çabasına bağlıyorlar. İki komşu henüz kavgaya tutuşmadan Fransa, Yunanistan’a sattığı savaş uçakları ile peşin peşin kazanmaya başladı bile diyorlar.

*

Tabi sorun bu kadar sığ değil. Kışkırtıcı devletler Fransa ile sınırlı değil. Ancak aklın yolu bir; hiçbir kavganın kazananı kavga edenler arasında olmuyor. Kavga edenlerden her ikisi de kaybediyor, ancak bir taraf daha az kaybediyor. Asıl kazananlar ise ya kavgayı organize edenler ya da izleyenler arasında oluyor.

*

Gerilim diplomasisi yerine yemek diplomasisi yapsak sorunları daha rahat çözeriz diyor birisi. Gülüşüyoruz… Diğeri baklavanın Yunan tatlısı olduğunu iddia ederken, Türklerden daha güzel baklava yapanı görmediğini de ekliyor. Türklerin icadı olan “yoğurt insanlığa çok büyük bir ikramdır” sözünü ise tebessüm ile karşılıyorum ve Yunanlıların insanlığa ikramı var mı? diye soruyorum. Birisi, Yunanlılar tiyatroyu ve demokrasiyi icat edip insanlığa hediye etti diyor… Tiyatro ve demokrasinin icadı?! Ayrı ayrı veya birlikte, üzerinde durmaya değer bir konu bence.

*

Bu sözden sonra, antik dönem Yunan filozoflarından Platon’u anmadan geçmek olmaz. Bizdeki adı ile Eflatun, MÖ 427- MÖ 347 arasında yaşamış… Taa 2400 yıl önce ne demiş bakınız; Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Halkın kendisini yönetecek doğru kişileri seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim almış olması gerekir. Halk övülmeyi sever, bu yüzden güzel sözlü hatipler yetersiz bile olsalar, halkı ikna ederek başa geçebilirler. Eğitimsiz halkaların uyguladığı demokrasilerde başa geçen hatipler, icraatları yetersiz kalınca demagoji ile halkı ikna etmeyi başarırlar ve zamanla despotlara veya diktatörlere dönüşebilirler…

*

Eğitimsiz bir milleti, kendi kendini yönettiğine ikna eden hatipler veya demagoglar, milleti kandırırlar ve milletin egemenliğini çalarlar… Bu yüzden demokrasi, bir eğitim işi olduğu kadar bir erdem işidir. Ahlak, kişinin gördüğü yanlışı düzeltmesini sağlar. Erdem ise kişinin kendi aleyhine olan durumda bile gördüğü yanlışı düzeltmesini sağlar. Erdem yoksa yandaşlık vardır. Yandaşlık varsa yanlışı savunacak kadar kararmış cahiller çoğalır. Cahillerde bilgi eksikliği kadar ahlak da eksiktir.

*

Atina’da bunları konuşurken, Sayın Erdoğan’ın katıldığı ilk genel seçimler öncesinde, milletin iradesinin meclise yansımasını engelleyen seçim sistemini düzeltmek üzere siyasi partiler yasasını değiştireceği vaadini hatırlıyorum, içime atıyorum üzülüyorum. Bunca yıllık iktidarında yeterli çocuğunluğu olmasına rağmen bu yasayı niçin değiştirmedi veya niçin düzeltmedi? Vaadini niçin unuttu? Sözünü niçin tutmadı? Bilen varsa cevabını beklerim. Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum