1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Konya’dan Hindistan’a
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Konya’dan Hindistan’a

A+A-

Bir milyarı aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık 2. ülkesi, ekonomisi gelişmekte olan bir ülke ama dünyanın en pis ülkeleri sıralamasında 1. ülke. Gerçekten böyle bir sınıflama var mı bilmiyorum ama internette böyle diyor. Daha önce gidenlerden aldığımız bilgiler ve Sağlık Bakanlığının web sitesine göre bazı tedbirler almakla birlikte yanınızda götürmeniz için ilaç listesi verilen bir ülke Hindistan. Ayrıca bazı koruyucu aşılar da öneriliyor ama mecburi değil.
Biz, o kadar da değildir demekle birlikte tedbiri elden bırakmadan, ilaç çantamızı da alarak yola çıktık. İlk durağımız Hindistan’ın ticaret başkenti, Mumbai (Bombay) havaalanında hatırı sayılır bir sivri sinek ordusu tarafından karşılandık, sinek kovucu spreylerimizi kullanmaya fırsat bulamadan ilk kaşıntılar başladı bile. Buradan Hyderabad’a gitmek için iç hatlar terminaline geçtiğimizde ise ilk defa bir havaalanında “yerlere tükürmeyin” uyarısını okuyunca, temizlik konusundaki düşüncelerim sınıf atlamaya başladı.
Gittiğimiz bölgenin dörtte biri Müslüman’mış. Hava sıcaklığı Nisan ortasında 42 derece. İlk intibakımız korktuğumuz kadar da değilmiş şeklinde oldu; yeni yapıldığı temizliğinden anlaşılan havaalanından bir otoyola çıktık. Çevre düzenlemesi Avrupaî ve bu sıcağa rağmen oldukça yeşil bir ülke. Yarım saat kadar bir yolculuktan sonra, “hah! şimdi Hindistan’dayız” dedirten manzaraları görmeye başladık; duvar kenarlarını tuvalet olarak kullanan insanlar, başı boş gezen ve çöplükleri karıştıran inekler, anlatılmaz bir trafik karmaşası içindeki motosiklet keşmekeşi…
Fabrikaya ulaştığımıza kuracağımız makinenin üzerinde rengarenk tozları görünce şaşkınlığımızı fark eden müdür açıkladı; makineyi kutsamak için ayin yapılmış, makine iyi çalışsın diye. Ama montajdan sonra deneme üretimi ve eğitime geçince anladık ki bunları işi gerçekten tanrıya kalmış. İşin kötüsü tanrıların kendine hayrı yok! 6 kollu kadın resmi, fil başlı insan heykeli, inek heykeli vs.. Fabrikanın girişinde içinde heykelcikler olan bir küçük tapınak var, herkes orada dua ederek işe başlıyor.
Hindistan’ın meşhur kast sisteminde sosyal sınıflar sayılamayacak kadar çok. Her sınıfın kendi tanrısı var. 33 milyon tanrı var diyorlar. İlk önce şaka gibi gelen bu sayı inandırıcı olmasa da gözlemlerimiz fazla itiraz etmeden kabul etmemize sebep oluyor. Hinduizm’de tabiata ait her şey tanrı olabilirmiş çünkü tanrı herhangi bir canlı kılığına girerek insanla muhatap olabilirmiş. Bunları da heykeller ve resimler ile putlaştırıyorlar. Bu çağda putlara tapan ve “insan tanrılara” inanan ilkel Yunan mitolojisine benzer bir kültürün varlığını kabul etmekte zorlanıyor insan, içi burkuluyor.
İnekler hepinizin malûmu kutsal hayvan ve dokunulmaz Hindistan’da. Birçok hayvan böyle, dolayısı ile Hint yemek kültüründe vejeteryen mutfak geniş bir yer buluyor, ama o kadar acı ve baharat kullanıyorlar ki ne yediğinizi anlamanız imkânsızlaşıyor. Garip olan şu; kimisinin tanrı olarak kutsal kabul ettiği hayvanı bir başkası yemek olarak değerlendiriyor ama birlikte yaşıyorlar.
Hollanda ve Fransa’dan sonra Hindistan’a hakim olan İngiltere bu karmaşayı çok güzel yönetmiş. Binlerce tanrı ve bir o kadar sosyal sınıf var ve birbirini anlamayan 22 ayrı dil konuşuluyor bu ülkede. Bölmek için zaman harcamak yerine, farkları kalın çizgilerle belirginleştirmiş İngilizler ve üst kastlardan birkaçı ile anlaşınca kolayca yönetmiş koca ülkeyi. Doğal zenginlikleri İngiltere’ye taşımak için yaptığı yatırımları, yolları da “bakın size medeniyet getiriyoruz” diye yutturmuş.
Ülkede farklı dillerin olmasını da sömürü düzeni için iyi kullanmış İngiliz “herkes yerel dilini konuşadursun ortak dil İngilizce olsun demiş ve tutturmuş da”.

Türkiye’yi de benzer bir karmaşaya getirmek için bıkmadan yorulmadan uzun vadeli planlarını uyguluyor batının aç gözlü güçleri. Anadolu’da et ve tırnak olmuş halklar arasındaki farklılıkları belirginleştirmek ve bu farklılıklar üzerinden düşmanlık oluşturmak için çalışıyorlar.
Din boyutunu atlamamak gerek Hindistan’da sömürünün. Çalışmak ile değil de dua ve ibadet ile bir şeyler yapmaya çalışan (tembel) Hintlileri etkilemek için ülkede asırlardan beri yerleşmiş olan “dünya kötüdür, pistir, cennete gitmek için dünya nimetlerine kapılmamak gerekir” inancını beslemiş İngilizler ve tanrılar şöyle ister, böyle ister diyerek “olmayan” dine kurallar eklemişler. Hintliler cennet hayali kurarken İngilizler dünyanın hakimi olmuş.
Hindistan’ı İngiliz egemenliğinden kurtaran tembellikleri olmuş; Gandi, savaşı, mücadeleyi değil, “oturmayı” hiçbir iş yapmamayı organize etmiş bağımsızlık için ve şu tespiti tarihe geçmiş ; İngiltere gibi küçük bir adanın zenginleşmesi için Hindistan gibi büyük bir ülkenin kaynakları sömürüldü, peki Hindistan gibi büyük bir ülkeyi İngiltere kadar zengin yapabilmek için ne kadar ülke sömürmek gerekir?”
Doymak bilmeyen kapitalist sistem ise çökmemek için sömürecek yeni ülkeler bulmalı bulamıyorsa kurmalı…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum