1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Küçük Şeyler-1
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Küçük Şeyler-1

A+A-

Sabah işe giderken açıyorum radyoyu gazetelerden haber başlıklarını dinliyorum, haberler içimi sıkarsa geçiyorum bir müzik kanalına. Peki müzik de içimi sıkarsa ne yapacağım? Yıllardan beri beni meşgul eden bir konudur bu, sabahın köründe işe dinç ve motive bir şekilde gitmek varken, hüzünlü, acılı şarkılar, türküler dinleyip enerjiyi, coşkuyu sıfırlamak niye? Dinleme arkadaş, başka kanala geç. Sen de haklısın. Ama sabahın köründe sırası mı bunun? Bırakın millet işine gücüne daha bir enerjik, daha bir coşkulu gitsin, siz de acılı şarkılarınızı öğleden sonra, akşam, gece yayınlayın. Sabah saatlerinde coşku verin işe giden insanlara, moral verin, enerji verin. Kötü mü olur?
*
Yıl 1994, o zaman Konya’ya uçuş yok, ithal ettiğimiz makineleri kurmak için gelen mühendisleri ve bazen de müşterileri almak üzere Ankara, Esenboğa havaalanına gidiyorum sık sık. Konya - Ankara arası böyle çift yol filan da değil, bozuk ve dar, bazen trafik sıkışıyor, kamyonların arkasında konvoylar oluşuyor.
*
Yoğun zamanlarda, karşıdan akan trafik kolay kolay sollamaya imkan vermiyor, aynı atari oyunu gibi; sola sinyali ver, gaza bas, karşıdan gelen araç ile güvenli mesafeyi riske atmayacak bir sürede sağındaki aracı geç ve sağ şeride tekrar yerleş. En iyi bilgisayarda en iyi araba sürme oyunu veremez bu heyecanı, çünkü burada tek canın var, en ufak bir hatada oyun bitiyor, “game over” yani, bir hakkın daha yok. Bu şartlarda yol üzerindeki kasislerden ve çukurlardan kaçma şansı hiç yok zaten. Düşe kalka gidiyoruz. Bir defasında, yolun stresi yanında girip çıktığımız çukurlar sebebiyle, yüzüme oturan mahcubiyeti fark eden İtalyan misafirim “Mr. Sandiksi, bu senin suçun değil ki, üzülme” diyerek beni teselli etmek istedi ve radyoyu açmamı önerdi.
*
Misafir Türkçe bilmiyor diye pop müzik çalan bir kanal bulmak için aramaya başladım, acılı arabesk, türküler derken İtalyan “o kanal kalsın” dedi, “ama çok üzüntülü bir parça bu, anlasan dinlemek istemezsin” dedim. Adam şaşırdı, “müzik çok güzel, coşkulu, hiç üzüntülü gelmiyor bana” diye cevap verdi. Şaşırdım, o güne kadar hiç fark etmemiştim, siz fark ettiniz mi bugüne kadar?
*
Biz çok ilginç bir milletiz, üzüntümüzü bile oyun havasıyla yaşayabiliyoruz… Eğer bugüne kadar fark etmemişseniz, açın bir türkü, örneğin “hey on beşli on beşli, kızların gözü yaşlı”… Önce anlayarak dinleyin, bir ağıttır körpe gençleri seferberlik zamanı askere, savaşa uğurlamanın ağıtıdır… Bir de güfteyi anlamadan dinleyin sadece besteyi, müziği. Kalkıp oynamak istersiniz. Bu sadece bir örnek, daha çoklarını bulabiliriz, internet elimizin altında.
*
İşte böyle, sabah işe giderken bazen haberler içimi karartınca, müziğe geçmek istiyorum ama hepsi acı, hepsi hüzün sabah sabah hiç gitmiyor. Bu müzik bizim değil, bizim kültürümüzün ürünü değil diye geçiyor içimden. Küçük bir konu belki ama küçücük tuğlalar olmadan kocaman binaları yapamayacağımız gibi bir gerçek; üzgün, bezgin bir ruhu taşıyan bedenin başarma isteğinin artmayacağı... Kendi kültürümüzdeki coşku, estetik, ironi, espri zenginliğini bırakıp, başkalarının nedenini bilmediğimiz, içimize sıkıntı veren acılı müzik kültürünü takip ediyor olmamız gerçekten bizi ilginç bir millet yapıyor.
*
Bu arada hala 10uncu Yıl Marşı ile 91inci yaşını kutlayan CHP’yi kutluyorum. İlginç bir milletiz biz gerçekten…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.