Tankutalp Altunsoy

Tankutalp Altunsoy

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kudüs

A+A-

Son zamanlarda bir Kudüs yaygarasıdır gidiyor, ben olayı tüm olarak görenlerdenim. Benim için mesele Kudüs değil, Filistin’dir. Filistin meselesi derin bir mesele, Filistin meselesi kanayan bir yara, Filistin meselesi sözde İslamcıların gelir kaynağı… Öyle sokakta parasını ödeyerek aldığın kolayı klozete dökerek halledilmez, cami önlerinde cuma sonraları yapılan eylemlerin tamamının amacı ülkeyi kaosa sürüklemektir. Sen seni engellemeye veya kontrol altında tutmaya çalışan güvenlik güçleri ile hiçbir neden için çatışamazsın. Geçtim ki ülke meselesi değildir konu. Daha itidalli olmak gerekir kanısındayım. Bir de anlamadığım her fırsatta ‘Sokağa çıkalım, eylem yapalım, şunu bunun bayrağını yakalım, maketini taşlayalım’ diyen hiçbir insanın gerçek manada o coğrafyaya gidip savaşmaya cesareti yoktur. Bizzat deneyimimdir. Diyelim ki çıktık sokağa bayrak yaktık maket taşladık bağırdık çağırdık eylem yaptık. Elimize ne geçti, neyi değiştirebildik? Evet oradaki mazlumlara kol kanat germeliyiz, seslerini dünyaya duyurmalıyız, yiyecek, giyecek ısınma barınma ne yapabiliyorsak devlet olarak millet olarak yapmalıyız. Buna karşı duran zaten insanlığını sorgulasın bence, karşı olduğumuz kırıp dökmek kendi malımıza vatanımıza zarar verecek işlere girmek kalkışmaktır.

***

Biz her şeyden önce Türk’üz. Bizim ilk sorumluluğumuz kendi sınırlarımızın güvenliği, kendi sınırlarımızın içindeki yaşamımızdır. Filistin meselesine tarihi açıdan bakarsak zaten durum epeyce vahim... Durum bugünkü Arap sevici sahte şeyhlerin anlattığı gibi değildir. Açın genelkurmay kayıtlarına bakın. 2 Mayıs 1918’de 15 bin Osmanlı askeri esir alınarak Filistinli halk tarafından kör edilerek öldürülmüştür. Abdülhamid Han Hz’lerinin ‘Kanla alınan toprak parayla satılamaz’ dediği topraklardaki halk kendi sonunu böyle hazırlamıştır. Biz Türk ırkı olarak hiç bir zaman İslam’a ve İslam topraklarına ihanet etmemişizdir. Lakin bize edilen ihaneti Filistin topraklarından sağ ama gözleri oyulmuş olarak gelen Hasan Çavuş’un ağıtından siz anlayın…

“Gazze’nin meğer kumundan çokmuş kalleşi,

Nasıl sırtından vurur insanı din kardeşi,

Filistin, Trablusgarp, Yemen illeri,

Hangisini kanım ile sulamadım.

Gezdim cephe, cephe bütün çölleri,

Türk’e Türk’ten başka dost bulamadım.”

***

Meşhur Fesli Deli Kadir’in de anlattıkları yalan ve iftiradır. Gazi Mustafa Kemal’in Filistin’de bir kurşun bile atmadan geri döndüğünü söyler. Bilakis Atatürk o cephede canla başla savaşmış ama yenilmiştir. Bugün nasıl ki tuttuğumuz takım her maçını kazanamıyorsa her komutan da her savaşı kazanacak diye bir kaide yok. Geçtim ki savaşı o cephede kaybetmemizin sebebini yukarıda detaylıca anlattım. Kısaca o tarihteki konumunu da aktarayım. “Bu cephede faaliyet 1917 yılında başladı. Halep'te 1917 yılında Bağdat'ı geri almak amacıyla 7. Ordu kuruldu. Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı. 6. ve 7. Ordu'dan oluşan Yıldırım Ordular Grubu kurularak, komutanlığına Alman General Falkenhayn getirildi.1918 yılında Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na General Liman Vonsanders atandı. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa idi. 460 bin kişilik İngiliz kuvvetlerinin 19 Eylül 1918'de başlattıkları taarruz Filistin'de durdurulamadı. İngilizler Suriye'ye ilerlediler ve Şam düştü. Yıldırım Ordular Komutanı, Halep'te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep'in kuzeyinde bir savunma hattı kurup İngilizleri durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'nden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na atandı.” O dönem İngiliz Laurens’in oyunlarına gelen Araplar çeteler halinde Atatürk’e ve yönettiği Osmanlı askerlerine saldırıyorlardı. Sanırım anlaşılmıştır.

***

Biz Türkler duygusal insanlarız ve bütün olaylara romantik bakıyoruz. Ağlamalar, sızlamalar, beddualar, dövünmeler vs. vs… Olaya hep sonrasından, hep sonucundan bakıyoruz. Hâlbuki ki mesele Kudüs Filistin değil Büyük Ortadoğu meselesidir. İsrail’in veya Siyonistlerin o coğrafyada bir planı amacı vardır. Nedir bu amaç arz-ı mev ud. Peki, arz-ı mevud nedir açıklayalım. O bu plana göre Nil'den Fırat'a kadar olan bölge Yahudiler tarafından vaat edilmiş topraklar olarak nitelendiriliyor. Yahudi cemaatinin yayın organı olan ve Türkiye'de yayınlanan Şalom Gazetesi’nde 8 Mart 1989 tarihinde yayımlanan bir yazıda ise ‘Allah'a inanmak Yahudiliğin temel inancı değildir; ancak arz-ı mev'ud temel inançtır’ deniliyor. 1974 yılında zamanın İsrail savunma bakanı Ariel Sharon'un; ‘Türkiye de alaka alanımız içindedir’ cümleleri, arz-ı mev'ud'un Türkiye ayağındaki gerçek hedeflerini bir defa daha gün yüzüne çıkartmaktaydı. Meseleye bütününden baktığımızda ortaya çıkan tablo bu… Sonuç olarak madem İsrail’in böyle bir planı var (BOP) gibi bizim de olsun. Devlet olarak bizde Turan’ı yani Türk Birliği’ni kurup ‘Kudüs atalarımızın mirasıdır’ deyip geri alalım. Ama Osmanlı’nın yaptığı gibi değil, yönetimi onlara bırakmadan mümkünse oradaki halkı devşirerek. Görün bakalım o vakit bir tane Siyonist o topraklara ayak basabilir mi… Ya değilse zaten Müslümanlar birliği denen örgüt Kudüs’ü doğu-batı diye ayırarak batısını İsrail’e satmış. Doğusu da batısı da bizimdir Türk’ündür. Elbet geri alacağız.

 

 

             

           

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.