1. YAZARLAR

  2. Abdullah Buksur

  3. Küresel Hâkimiyet Planı ve Türkiye-2
Abdullah Buksur

Abdullah Buksur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Küresel Hâkimiyet Planı ve Türkiye-2

A+A-

 

Toplumsal veya bireysel muhalif olmayan, bireyciliği olumlayıp empoze eden “İslâm’ın kendi içinde farklılık içeren, şiddet temelli projeleri”yle nereye götürülmek istendiği açıktır. Bizim medeniyetimize dair kötünün ve iyinin belirlendiği bu tür proje ve söylemlerin, farklı ülkelerdeki ‘Müslüman’ taraftarlar bulması, Batı’nın kendisine, “bizim gibi” olan insanlar içinden, ekonomik, sosyal, politik çıkar temeli olarak göz kamaştırıcı bir sadakate sahip işbirlikçiler bulması çok acıdır. Batının stratejik çıkarlarına uyum ve hizmet için kendi, bedeninin içinde kalarak ruhunu ve aklı ile birlikte göç ederek; uyum, reform ve değişim gibi sihirli ve popüler sözcükler kullanarak, sadakatlerini toplum algısında normalleştirmek, hatta meşrulaştırmak için kullanılmaktadır. Bizi biz yapan değerleri ve kavramları terk ederek, millî, ahlaki değer ve duyarlılıklarını yok sayarak mutasyona uğrayan, zihinleri hükümsüz hâle gelmiş, sloganik sözcüklerin hegemonik toplumsal etkisi üzerine varlıklarını kurmuş;  ABD güdümündeki Batı'nın kültürel ve ekonomik hükümranlığının dengeleyip, denetlenmesi sürecinin derinleşmesine paralel olarak küresel adalet ve çoğulculuğun yerleşmesiyle mümkündür.Bizi biz yapan inancımızı deforme eden stratejik söylemin, küreselleşmeye veya Amerikan İmparatorluğuna muhalif duruşları, en başından köhne, kaba fikir ve düşünceleri bir tavır olarak mahkûm etmeye amade zihniyet ve siyaset yapılarını ön plâna çıkarmaktadır.

***

Bölge ve ülkemizle ilgili temel politikaları anlamaya çalışırken, küresel hâkimiyet mücadelesi içinde olanlar, uluslararası terörizmi bertaraf etmek değil, hükümranlıklarına engel oluşturan devletlere karşı; kurdukları, kullandıkları terör örgütlerini, barışçı yöntemler kullanan ülkelerin içindeki ideolojik, ekonomik farklılıkları kullanarak yapmaktadır.

Bazı analizlerde yapıldığı gibi küresel tahakküm siyaseti, sadece 11 Eylül saldırısına bağlayarak izah ederek meşru müdafaa olarak izah ediyorlar. İki binli yıllardan itibaren dünyada yaşananlar adeta direk olarak bölgemize bir saldırı zinciriyle devam ediyor. Bize de, uyumlu olmak istiyorsanız düşünme ve algılarını değiştirerek bizim içeriğini doldurduğumuz kavramsal muhtevasıyla düşünüp, reel-politik ona göre okuyacaksın. Yalnızca inanç temelli değil, topyekûn medeniyet reddiyesi şeklinde bir istek var. Burada kabul ettiklerimiz, reddettiklerimiz şeklinde bir sınıflandırmadan bahsetmiyoruz. Toplumsal pratiklerimizin de ötesine geçen, teolojik bir yorum değişiklini de içerdiği açıktır.

***

Bizi biz yapan medeniyet kod ve kavramlarımıza, Batı’nın yüklemek istediği anlam ve kavram değişikliği dayatması stratejik akıllarının bölgesel–küresel planlarının bir parçasıdır. Küresel siyaset, küresel hâkimiyet projenin bir parçası olarak, anlam ve kavram değişikliği ile birlikte, projenin hükümranlık mücadelesindeki kullandığı temel araçlardan biri olduğu görülecektir. Küresel hâkimiyet projesi yapanlar, stratejik planlamalarını yaparken ekonomik, askeri, siyasi yapıyı şekillendirdikleri gibi dini istedikleri biçime sokmak için şekillendirmek istiyorlar. İslam’ı ‘Ilımlı İslam’, Hıristiyanlığa ‘neo-muhafazakâr’ bir yorumu getirerek küresel kraliyet projelerine, ilâhî meşruluk oluşturmayı planlıyorlar.Burada iki konu var; dünya Müslümanlardan ve Hıristiyanlardan farklı inançlara sahip diğer yüzde 50, diğeri kendilerinin inanç sistematiğini şekillendirdiği yüzde 50. Böylece kendilerinin yapmak istediklerine toplumsal desteğin yönlendirilmesini ve maddi -manevî itici güç oluşturmayı planlıyorlar. Batı'nın dünya ve toplum tasavvuruna aykırılık içermeyen din inşâ etme stratejisinin ve buna dair projeler geliştirmelerinin önünde engel gördükleri inanç, toplum ve insanların devre dışı bırakılması olmazsa olmazlarıdır. ‘Ilımlı İslâm’ kavramını anlamak için, ‘radikal İslam’ kavramını çıkaranlara bakmak gerekir. Gerek kavramsal muhtevası, gerekse küresel reel politikadaki kullanımı bakımlarından ayrı ayrı değerlendirdiğimizde aynı stratejik planı yapanların ürettiği kavramlar olduğunu görebiliriz. Küresel egemenlik planları yapanların, stratejilerinin başarılı olması için dinlere müdahil olması gereği olduğu tespiti vardır. Şu ana kadar devletinin klâsik hegemonik güç olmak için kullandığı araçlar, küresel hâkimiyet için yetersizliği tespit edilmiştir.  O nedenle dinleri ve din adamlarını kullanılması ya da karşı karşıya gelinmemesigibi bir yol izlenmektedir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.