1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Macaristan’dan Selam
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Macaristan’dan Selam

A+A-

Macaristan seyahatim için hazırlık yaparken bir TV kanalında, Türkler kimdir, nereden gelir, nasıl insanlardır? gibi sorulara cevap arayan bir belgesel görmüştüm. Şimdi, Macaristan’dan şunlar paylaşmak istiyorum sizinle, Türk sözcüğünün çoğulu “Türkler”, Farsça’da “Turan” olarak söylenir ve Hunlar’dan bile eski tarihleri anlatan metinlerinde geçer. Turan, Turancılık akımının vücut bulduğu ilk ülke ise 1840’lı yıllarda Macaristan olmuştur.

*

Osmanlının zayıfladığı ve toprak kaybederek gerilediği dönemlerde doğu Avrupa’da güçlenen Slavcılık akımı ile Türklerin yaşadığı bölgelere Slavların yerleştirilerek Türklerin baskı altına alınması sonucunda Türklerin birlik olma arzu ve ihtiyacı ile gelişen Turancılık konusunda ilk bilimsel çalışmaların öncüsü olan Profesör Mathias Alexander Castren’i anmadan geçmek olmaz… Turancılar, 1910 yılında siyasetçi ve tarihçi Kont Pal Teleki önderliğinde Budapeşte'de, "Avrupa'dan Asya'ya, Deveny'den Tokyo'ya kadar Turan'ı aramak ve "kardeş ulusların arasında birliği sağlama bilincini yaygınlaştırmak" amacı ile olan Turan Cemiyeti kurarlar..

*

Turancılık, 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıda da karşılık bulmuştur ancak Osmanlının içinde bulunduğu maddi, askeri, ekonomik ve zihinsel kargaşadan dolayı meyvelerinin olgunlaşacağı bir iklimi bulamamıştır. Zira millet ile ümmet arasındaki bağı ve farkı anlamayan zihniyet, günlük gelişmeleri ve değişimleri de anlamakta geciktiği için hem tedbir almada hem de uygun politikalar üretmede yetersiz kalmıştır.

*

Gerçekler ile yüzleşemeyen bu zihniyet, yanlışlarını ve kayıplarını içeren acı gerçekleri kabul etmek yerine her zaman olduğu gibi düşmanı suçlayarak kendini kurtarmaya, kendini rahatlatmaya çalışır. Bu zihniyet, suçlayacak düşman bulamazsa, kendi içinden birilerini düşmanlaştırır ve onları suçlar. Suçlayarak rahatlamak bir çözüm değildir, bunu bile anlamaz, yanlışını nesilden nesile aktarmaya devam eder. Bu yüzden aynı sorunlar halen devam etmektedir, çünkü bunlar tarihi okuma ve anlamada yetersiz oldukları için anılar ile dedikoduları tarih diye anlatanlara kanarlar. Sözcüklerin anlamları üzerinde de durmazlar; milliyetçilik ile ümmetçilik arasındaki bağı, geçişi ve farkı görmedikleri için ırkçılık ile milliyetçilik arasındaki farkı da görmezler. Sonuç olarak kendi milliyetçiliğine küserek, başka milletlerin ırkçılığına hizmet ederler de yaptıkları işi iyi bir şeymiş gibi gösterirler.

*

Yıllar önce, kendilerinin Orta Asyalı, Turan ve Hakan Atilla’nın soyundan olarak tanıtan kişiler ile tanıştığım İsveç, Estonya ve Finlandiya ziyaretlerimde de benzer duyguları ve burukluğu yaşamıştım… Türkiye’de, “…tarihte Türk diye bir millet yoktur…” diyenler hangi bilimsel(!) çalışmaları ile profesör olmuştur, soran yok. Türklük ile alay eden İngilizcilere kanan çok!

*

Biz, tarih öğrenmeden önce, emperyalizmin algı yönetiminden kurtulmalıyız önce zira emperyalistler, kendi aralarında birlikler kurarak güçlenirken, avlayacakları ulusları kolay yutulur parçalara bölmek için milliyetçilikten uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Ve milliyetçilik gibi insani bir duyguyu, ırkçılık gibi ilkel bir dürtüymüş gibi anlatıyorlar. Kandırılmak istemeyen bir daha düşünsün… Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.