1. YAZARLAR

  2. Tankutalp Altunsoy

  3. Milli Aşireti İsyanı-1
Tankutalp Altunsoy

Tankutalp Altunsoy

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Milli Aşireti İsyanı-1

A+A-

Atatürk’ün Nutuk’ta konuyu şöyle açıkladığı isyandır: “Asiler, aman dilemek maksadıyla geldiklerini söyleyerek o bölgedeki komutanlarımızı kandırarak tedbir almakta ihmale sevk ettiler. Bu sırada, o civarda dağınık halde bulunan müfrezelerimize hücum ederek Viranşehir’i işgal ettiler. Haberleşme ve bağlantımıza engel olmak üzere de, o bölgedeki bütün telgraf hatlarını kestiler.”

Bu kısa notla açıklanan bu isyanı biz biraz daha detaylarına inerek, Anadolu hareketinin nasıl zora sokulduğunu ve işgalci düşmanlarla para karşılığı yapılan bu ihanetinle Kurtuluş Mücadelesinin ne şartlarda gerçekleştirildiğini aktaracağım.

Milli aşireti ismiyle müstesna bir aşiret değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Kürtlerin Kurmançi grubuna mensup, Milli aşireti, Milli Mücadele döneminde Anadolu’nun en büyük aşiretlerinden birisidir. Milli aşiretinin daha yaygın olarak kullanılan adları Milan, Millayi, Milanlu, Milanli gibi isimlerdir.

Sosyolog Ziya Gökalp: Kurmançilerin; Boti, Mehmedî ve Silîvî olarak üç kısma ayrıldığını; bunlardan Silîvîlerin de kendi aralarında Mil ve Zil olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmiştir. Mil'e ve Zil'e mensup olanlar manasında çok sonraları Milli ve Zilli olarak adlandırıldıkları Osmanlı Devleti kayıtlarına geçmiştir. Milliler o dönemler Viranşehir Erzurum, Bitlis, Van ve Dersim şehirleri ile İran sınırında yaşamaktaydı. Sözlü kaynaklara göre Mil ve Zil iki kardeştirler.

Bilinen ilk reisleri Keleş Abdi Ağa’dır. Kendisi, 18. yüzyılın başlarında doğdu. Dönemin Bağdat Valisi olan Ahmet Paşa'nın hizmetinde bulunarak onun güvenini kazanmıştır. Kazanılan güven onun yaşadığı toplumun başına geçirilmesine sebep oldu ve böylelikle Milli’ler devlet nezdinde Aşiret olarak kabul gördü.

Keleş Abdi Ağa'nın ölümünden sonra yerine oğlu Timur geçti. Reisliğinin ilk döneminde devlet için yapmış olduğu hizmetlerden ötürü Mir-i Miran rütbesine sahip oldu. Bu rütbe Osmanlılar dönemindeki en yüksek rütbelerden biriydi. Ama zamanla birtakım olaylara sebep verdiği için idamına karar verilmiş, kendisi bunun üzerine isyana başlamıştı. İsyanı bastırmak için görevlendirilen Osmanlı paşaları; Süleyman Paşa ve İbrahim Paşa, Mardin'e geldi. Timur, Osmanlı kuvvetlerine karşı gelemeyeceğini anladıktan sonra firar etti. Büyük çoğunluğu Diyarbakır yöresi aşiretlerinden oluşan Osmanlı kuvvetleri Timur’un kardeşi Mahmut ve aşiretin önde gelenlerini yakalayarak idam ettiler, Osmanlı dönemine denk gelen Milli aşiretinin ilk isyanı yine o bölge insanı olan paşalar eliyle bertaraf edilse de aşiret dağıtılmamış aşiret reisliği eşkıya Timur’un oğullarından Eyüp’e geçmiştir.

Sözlü ve yazılı kaynaklara göre Eyüp kendi döneminde elli binden fazla süvari güce sahip bir liderdi. Bu güç sayesinde Doğu Anadolu'daki birçok aşireti kontrolü altında tutmayı başardı. Kendisinin bu gücü kötüye kullanması bölgede tedirginlik yaşanmasına sebep olmuştur. Bir bakıma bölgenin en büyük despot gücü olarak görülmekteydi. 1834 yılındaki Doğu Anadolu Islahatı sebebiyle bölgeye gelen Osmanlı paşası Reşit Paşa tarafından tutuklandı ve Üç yıl sonra hapishanede ölüsü bulundu. Onun ölümüyle yerine geçen kardeşi Mahmut Ağa kısa bir süre sonra Kiki Aşireti'yle girmiş olduğu bir savaşta öldürüldü. Yerine de aşirete reis olarak oğlu II. Mahmut geçti.

  1. Mahmut dağılma sürecinde reisliğe geçmiştir. Bölgenin en büyük aşiretinin kan kaybetmesini istemeyen Osmanlı İmparatorluğu aynı zamanda bölgede giderek güçlenen Şamar ve Anaze adlı Arap aşiretlerinin daha da güçlü olmalarını istemiyordu. 2. Mahmut Ağa devletten almış olduğu destek ve kendi idari kabiliyetiyle aşireti tekrar toparlamayı başardı. Kendisi daha sonra Viranşehir'i aşiretin merkezi olarak ilan etti. Burada büyük bir kale yaptırdı. Bir not olarak belirtmek isterim ki, Bu aşirete reislik yapıp da devlete isyan etmeyen tek aşiret reisi de 2. Mahmut Ağa’dır. Öldükten sonra ise yerine oğlu İbrahim Paşa aşiretin başına geçti.

Bölge halkı tarafından Berho Ağa olarak da bilinen İbrahim Ağa'nın reisliği döneminde Osmanlı Devleti iç ve dış meseleleri ile uğraşmaktaydı. Özellikle; Anadolu'nun hemen hemen her yerinde eşkıyalık en büyük sorunlardan biriydi. Heyet-i Islâhiye’nin başındaki Abidin Bey, eşkıyalık yaptıkları sebebiyle, Doğu Anadolu'da söz sahibi olan tüm aşiret reislerini gözaltına almıştır. Bu reislerden biri de Sivas'ta tutulan İbrahim Ağa’dır. Daha sonra serbest bırakıldı ama Sivas'ta ikamete mecbur kılındı. Heyet-i Islâhiye'nin amaçlarından bir diğeri ise bölgede ziraatın yaygınlaştırılması, bölgenin imarı ve madenlerin işletilmesiydi. Kısa bir süre sonra tekrar aşiret merkezi olan Viranşehir'e dönen İbrahim Ağa daha sonra devlete yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı paşalığa yükseltilmiştir.

1892 yılında kaymakamlığa atanan İbrahim Paşa, Padişah II. Abdülhamit'e bağlılığını bildirerek padişahın doğudaki sınırları korumak için kurmak istediği Hamidiye Alayları'na aşiretiyle katılacağını bildirmiştir.

Bu bildiriden sonra, II. Abdülhamit, teşkilatı mahsusanın da tavsiyesi ile Hamidiye Alaylarının başına o bölgede en güçlü ve kendisine bağlı gördüğü İbrahim Paşa´yı atadı. İbrahim Paşa böylelikle diğer aşiretlerin mensuplarını toplayarak büyük bir ordu kurdu. 11 alaydan beşi Milli Aşireti'nden oluşuyordu.

Paşa, Padişah tarafından Mirliva'lığa yükseltildi. Sözlü kaynaklara göre Padişah 2. Abdülhamit, İbrahim Paşa'yı oğlu gibi gördüğü aktarılır.

Hamidiye Alayları lideri İbrahim Paşa diğer aşiretleri de etrafında toplayarak büyük bir otoriteye sahip olmuştu. Osmanlı Devleti'nin doğu sınırları Kürtler ‘den oluşan Hamidiye Alayları tarafından güvence altına alınmıştı. Ancak aşiretin güneyindeki diğer büyük aşiretlerden olan Arap Şamar Aşireti; Millîlerin en büyük düşmanlarındandı. İki aşiretin savaşları uzun bir dönem sürdü. Aşiret, bu savaşlar sonrası yenilgiye uğrayan Şamar Aşireti'ne ait binlerce küçük ve büyükbaş hayvanı alarak elindeki esir Şamarlıları serbest bırakmıştır. İbrahim Paşa böylelikle daha da güçlenmişti. Zapt edilemeyecek güçte olduğuna inanan paşa 1904 yılında Karakeçili Aşireti ile çatışmaya girdi. Devlet, kendisinin bu gücünü olumsuz olarak görmeye başlamıştı. Ama giderek büyüyen aşirete halk isyan çıkarabileceği kaygısından ötürü karışmamıştı. (Yarın devam edeceğiz)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.