1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkcı

  3. Moskova’dan Selamlar
Yılmaz Sandıkcı

Yılmaz Sandıkcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Moskova’dan Selamlar

A+A-

Uzun bir aradan sonra yeniden Moskova’dayız. Hem de korona virüs salgını şartlarında.

Biz mi işi yönetiyoruz, yoksa iş mi bizi yönetiyor? Biz mi rızk peşinde koşuyoruz, yoksa rızk mı bizi bekliyor?

*

Şirketlere sahip olan mı patron yoksa, talep sahibi olan mı? Rızk, tam da o talepte saklı işte. Her nerede bizi bekliyorsa, talebin peşinde koşmamız da bu yüzden.

Biz üzerimize düşeni yapıyor ve sonrasını nasipse, kısmetse duası ile Yaradana bırakıyoruz.

*

Afetler, felaketler, salgınlar, kayıplar, ölümler, hepsi insanlar için ve yaşam hiç ara vermeden, hiç hız kesmeden devam ediyor. Yaşamın hızına uyanlar kazanıyor, uymayanlar, zayıflar, güçsüzler kaybediyor.

*

Güçsüzler deyince aklıma geliyor, güç artık bilek gücü ile değil beyin gücü ile ölçülüyor. En az üç yüz yıldır. Ve önemli olan, bizi yönetenlerin bu değişimi fark ederek, sorunların etkilerini akıl ile bilim ile en aza indirip, yaşamı ıskalamamızı önleyebilmesi oluyor.

Yaşamın hızına yetişmek mümkün mü? Elimizden geleni yapmak yeterli mi?

*

Rusya’nın, Türkiye yönlü seyahatlere sınırlama koyması ile işimiz biraz zora girmişti. Biraz maceralı biraz meşakkatli bir süreçten sonra gelebildik ve işimizin gereğini, görevimizi yapmak için hazırız.

*

Moskova caddelerini gezme fırsatı bulduğumuzda gördük ki burada insanlar korona salgınından korkmuyorlar. Mücadele etmiyorlar değil. Korkmuyorlar! Yani, salgına karşı mücadeleyi korkmadan yapıyorlar. Çünkü korkunun aklı baskıladığını biliyorlar, korkunun panik yaptırdığını biliyorlar. Ve korkularının akıllarını baskılamasına izin vermiyorlar. Korkularını yöneterek salgına karşı mücadele ediyorlar. Çünkü, biliyorlar ki mücadelede başarı korkmadan kullanılan akıl ile geliyor.

*

Ben bunları düşünürken, korona virüs salgını verilerine de bir göz attım; Rusya’da, son vaka sayısı 8271’e inmiş, Türkiye’de ise 8697’de. Yani neredeyse aynı sayılır. Aynı sayılır ama, Rusya’nın nüfusu 145 milyon, Türkiye’nin nüfusu 84 milyon... Hesabı siz yapın.

*

Aldığımız her veri, her data yani her malumat ancak oransal, rasyonel, analitik düşünen bir zihinde işlenince bilgiye dönüşüyor ve anlamlı oluyor. Buyurun, bu eşit gibi görünen sayılar asılında ne kadar farklı ve ne anlama geliyor, hesabı siz yapın.

*

İnsanlar dörde ayrılıyor derim bazen ama o kadar çok dörde ayrılıyor ki, sonu yok gibi. Siz de dörtlü bir ayrım yapabilirsiniz. Mesela;

Kendisi kazanırken, başkalarına kaybettirenler.

Kendisi kaybederken, başkalarına kazandıranlar.

Kendisi kaybederken, başkalarına kaybettirenler.

Kendisi kazanırken, başkalarına kazandıranlar.

*

Milleti oluşturan insanlar arasında, bu sınıflamadan hangisi çoğunlukta ise, milleti yönetenler de ona benziyor.

*

Bir de, milletin başına bir sorun bir felaket gelince, suçu kusuru kendisinde aramayıp, hep başkalarını suçlayanlar var. Kaybettirdikleri belli olmasın diye mi böyle yapıyorlar yoksa, kendisinde hiç suç, hiç kusur aramadığı için kişisel gelişimini tamamlamadığı belli olmasın diye mi? Peki bu tipler milletin başına nasıl geçebiliyorlar? Millet ne yapıyor? Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.