1. YAZARLAR

  2. Rahime Kongur

  3. Nefisten İnfak Ahlakı
Rahime Kongur

Rahime Kongur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Nefisten İnfak Ahlakı

A+A-

Efendimizin ahlâkı öyleydi ki O (SAV) bu dünyadaki her şeyi ilâhî bir aşkın yansımaları olduğu için sevmiştir. Aşkın nihaî hakikati Efendimiz (SAV) tarafından yaşanmıştır ve bu hakikat şu hadîs-i şerîfte ifade edilmektedir: “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” Bunlar, bir insanın bu dünyadan arzu edebileceği üç en yüksek aşk çeşididir. Efendimiz, bu üç şeyde Rabbini en yüksek bir neşe ile tefekkür etmişti. Bu üç unsur, O’na Cemâl-i İlâhî’nin müşahedesini çok kuvvetli bir şekilde sunuyorlardı. Efendimiz onlardaki gizli ilâhî tecellileri müşahede ediyordu. Onların vasıtasıyla aslında elbette ki yine Rabb’ini ve O’nun Cemâl’ini seviyordu. Bu anlamda; Aşk, cüzi iradeyi terk etmektir. Aşk, Allah için olmayan her sevgiyi kurban etmektir. Aşk, Allah’a kul-köle olmaktır. Aşk, teslimiyet, itaat, ibadet ve îmânda bulunan neşe ve zevktir. Aşk, Allah’a nefsini satmaktır. Aşk, kalbin hasret ve niyaz ateşine yanması, hasretle tutuşması, arayış iştiyakına düşmesi ve en yüksek emelle bezenmesidir. Aşk, kahramanca bir cömertliğe ermektir. Aşk, îmânın saflığının lezzetini alabilmektir. Aşk, kişinin kendi eksikliklerini, düşüklüğünü, yetersizliğini, sınırlarını, başarısızlıklarını ve kusurlarını tanıyıp kabul etmesidir. Aşk, ilâhî hidayet nuruna karşı kişinin gönlünü tamamen açabilmesidir.

***

Büyük İslam Velisi Rabiatü’l- Adeviye şöyle demiştir: “Siz Allah’a itaat etmediğiniz halde O’nu sevmekten söz ediyorsunuz; Hayatım üzerine yemin ederim ki bu oldukça acayip bir şey. Eğer siz sevginizde samimi olmuş olsaydınız, O’na itaat ederdiniz. Çünkü âşık olan sevdiğine itaat eder.” Tüm yapıp ettiklerimizin Sevgili’nin arzusuna uygun olup olmadığından endişe etmeliyiz. Bütün düşünce, his, hareket ve davranış biçimlerimiz O’na olan sevgimizin ispatı olmalıdır. Allah’ı sevmek tam bir teslimiyet, tevazu, itaat ve O’na karşı hicabı gerektirir. Sevdiğimiz zaman sürekli öğrenen bir kul, mütevazı bir öğrenci, gözü yaşlı bir hayran, samimi bir araştırmacı haline geliriz. Bu sevgi, hakikate susamışlıkla, bu sevgi teslimiyet, itaat ve takip aşkıyla neticelenir. Bu sevgi âlemlere rahmet olarak gönderilene duyulan aşkla neticelenir. Bu sevgi Ehli Beyt-i Mustafa’ya ve O’nun güzide Ashabına duyulan aşkla neticelenir. Bu sevgi, kulluk etme şerefine ve şuuruna ermiş, kulluktaki cezbedici güzelliği fark etmiş, gelmiş geçmiş tüm âşıklara muhabbet duymamızla neticelenir.

***

Sevgi hazinesini keşfetme ve takip etme ilkesi İslam dini tarafından belirlenmiştir. İslâmiyet, ilk insan olan Hz. Âdem’le (AS) başlamıştır. Hz. Muhammed’in bu dünyaya teşrifiyle, hakikat nurlarına ve sevgi hazinelerine giden yol da taliplerine açılmış oldu. Bu da Hz. Peygamberi (s.a.v.) ve onun sünnet-i seniyyesini anlamaya çalışmak ve hayata geçirmekle mümkündür. Gerçek takipçilik; yönlendirilme arzusunun ve öğrenme iştiyakının, ilim ve irfana kölelik etme isteğinin kişiye hâkim olması demektir. Kısacası, takipçilik Allah’a duyulan sevginin ve O’na ibadetin, O’na karşı minnettarlığın ve O’na kul olmanın bir ifadesidir. İlâhî rahmet ve merhamet iyileştirir, insanın kalbini yumuşatır ve kalp gözünü uyandırır. İlâhî merhamet insanın bütününü eğitir, tek bir unsurunu değil ve insanı, “Allah onlardan, onlar da Allah’dan razı” (Beyyine Sûresi, 8) haline götürür. İslâm dîni, kuşatıcı bir mesuliyet ve şartsız bir teslimiyet talep eder. Kulluk, Efendimiz’in bizzat kendisi, Ehl-i Beyt-i Mustafa ve Ashâb-ı Kirâm tarafından yaşanan nefisden infak ahlâkı ile İslâm’da kemâle ulaşmıştır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar