1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Pirincin İçindeki Beyaz Taş
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Pirincin İçindeki Beyaz Taş

A+A-

Biz Konya’da pek fazla hissetmesek de Türkiye oldukça tatsız bir dönem geçiriyor. Biz yurt dışından beklediğimiz müşteriler gelmeyince anlıyoruz sorunun büyüklüğünü. Bulunduğumuz coğrafyanın dünya yönetiminde söz sahibi olmak isteyen her devletin, milletin söz sahibi olmak istediği bir konumda olduğunu ilkokul bilgilerinden hatırlıyorum. Tam bir cadı kazanında yaşıyoruz. Japonya’nın böyle bir sorunu yok mesela. Bu basit ve temel bilgiyi bizi yönetenlerin daha derinden bildiğinden eminim. Ancak bazı uygulamalar bunun tersini düşündürüyor. Bu terslik nereden kaynaklanıyor onu anlamakta güçlük çekiyorum. Akupunkturcuların yaptığı gibi, örneğin kulaktaki bir sinir kavşağından böbreği tedavi etme çabası gibi, bizim bölgemizdeki hareketler ile dünyanın başka bölgelerine sinyal göndermek mümkün oluyor. Hal böyle olunca bu coğrafyada yaşayan insanlar da çok farklı görünüyor. Farkını gizlemeyenlerde sorun yok ama “pirincin içindeki beyaz taş” misali kamufle olmayı başaranlar dişimizi kırıyor. Tabi bir de misafirlerin ev sahibini yıldırma çabası var. Osmanlıyı yıkmak, zenginliklerini sömürmek isteyen başta İngilizler olmak üzere batılı emperyalist ülkeler bölgemize gönderdiği casusları “imam”, “hoca efendi”, “şıh” kılığında kamufle etmeyi pekâlâ başarmıştır ve amacına yaklaştıkça da Lawrence gibi casusları işini alenen yapabilecek bir ortam bulmuştur. 

Günümüzde durum çok değişmiş değildir, masum denilebilecek demokratik eylemler birden bire devlet ile halkı karşı karşıya getiren terör olaylarına dönüşebilmektedir. İt izinin at izine karıştığı bu ortamı yönetmek feraset ister, empati ister ve güç ister ama güç en sonra gelmelidir. Önce ayıkla pirincin içindeki taşı, özellikle de pirince benzeyen taşları ayıkla sonra çözümü uygula ama kurunun yanında yaşı da yakma hakkın olmadığını hatırla. Bunu devlet güçlerinin yapması gerektiği kadar halkımızın da yapması gerekmektedir. Bu hassasiyeti göstermek yerine güç gösterisi yapan büyüklerimizin amacı ne olabilir? İnsanlar belli bir güç seviyesine ulaştıktan sonra, düşünce sistemi değişmeye mi başlıyor? Örneğin iş dünyasında herkesin bir fiyatı vardır denir. Kulağa hoş gelmese de zaman zaman bu bilgiyi doğrulayacak şekilde davranan kişileri görürüz etrafımızda. Siyasette de böyle bir durum, her siyasetçinin bozunmaya başlayacağı oy oranı var mıdır? Örneğin, %20 oy alınca ok gibi durur, azimle çalışmaya devam eder, oy oranı %35’e çıkınca değişir, %50 çıkınca ne yapacağını şaşırır mı siyasiler? Benim bu kadar destekçim varsa, asarım da keserim de türü bir karakter evrilmesi oluşabilir mi siyasetçilerde? Bir reklam var “kontrolsüz güç güç değildir” der. Bu reklam bana hep kudretli paşalarımızı hatırlatır. Yaptıkları işleri 1000 yıl değiştirilemeyecek kadar güçlü ve yerinde zanneden paşalarımızı. Şimdi bulundukları yeri görünce, kudretli oldukları dönemde kendilerini nerelerde hayal etmişlerdi diye merak ederim hep. Bilim adamlarına göre kavgalar beynin kişiyi yanıltması sonucu çıkarmış. Karşılıklı atışma ve meydan okuma anında beyinde salgılanan hormonlar, kişinin kendisini daha güçlü karşısındakini de daha güçsüz görmesine sebep oluyormuş. Güç belli bir aşamadan sonra tersine çalışmaya başlayabilir, hayvanlar âleminde gücün ve liderliğin simgesi olan boynuzlar haddinden fazla büyür ve uzarsa, rakipten fazla kendi vücuduna zarar verebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.