1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkcı

  3. Sana da Günaydın Diyanet
Yılmaz Sandıkcı

Yılmaz Sandıkcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sana da Günaydın Diyanet

A+A-

Siyaset konuşmayı bir yana bırakalım bir süre. Çünkü bu kafayla konuşulan siyaset ancak düşmana hizmettir! Bu da böyle biline.

*

Önce kafalardaki karışıklığı giderelim. Yalan yazan tarih utansın diye diye kafaları karıştıran ve karışan kafalara bazen Osmanlıcılık maskesi takanların, bazen Müslüman mintanı giyenlerin tarih diye anlattığı düşman yalanlarını silip atalım hep birlikte. Sonra bir daha bakalım esas sorunumuz ne? İşin aslı ne? diye…

*

Belli ki Diyanet İşleri Başkanı da (DİB) o kafası karışıklardan… Kafası karışık olmasa, kitaplı üç dinde de Allah’ın yasakladığı ve Kur’an-ı Kerim’de “riba” denilen şeyi Türkçe’ye, Arapça bir sözcük ile çevirir miydi? Müslüman aleminin ekonomisini çökerten bu yanlışı düzeltmesi gerekmez miydi? Gerekirdi elbette ama yapamıyor! Çünkü kafası karışık! Teknik konuları anlamadığı halde, anlamadığı teknik konuları anlayan bilim insanlarına danışıp anlayarak konuşmak yerine, siyasete dalıyor DİB.

*

Salgın hastalık ile mücadele eden bilim kuruluna din adamı yerleştirmeyi akledebiliyor ama fetva kuruluna, Kur’an-ı Kerim tercüme kuruluna, din işleri yüksek kuruluna bilim adamları almayı düşünemiyor DİB.

*

Bu kafayla konuştuğu sürece, İslam’a hizmet edemediğini de anlayamıyor. Oysa, DİB’in görevi İslam dininin esasını anlatmak, doğru zannedilen yanlışları çıkarmak, din zannedilen Arap geleneklerini ayırmak, din diye anlatılan söylenti ve hurafeyi çıkarıp atmak değil mi? 

*

DİB’nın “selam” konusundaki sözleri, daha önce “Bir Selam Anısı” başlığı ile çıkan yazımı hatırlattı bana; Yıllar önce İsrail'den bir müşterim gelmişti, yemeğe götürdüm. Restorana girişte, ben "selam aleyküm" deyince, o da "şalom aleyhim" dedi... Bizim için kutsal olan Arapça “selam aleyküm” sözünü yansılıyor sandım. Fena bozuldum.

*

Yemekten sonra kahve içerken, "...az önce ayıp ettiniz, benim selam verişimi yansıladınız alay eder gibi oldu, buna çok üzüldüm..." dedim...

*

Şaşırdığını belli eder bir gülüşle "...ne alayı ne yansılaması, sen Arapça selam verdin ben de İbranice orijinal selam verdim..." dedi. Doğru ya, Arapça ile İbranice kuzendi, değil mi! Güldük, en çok da ben güldüm.

*

Arapça selam vermeyi Müslüman olma gereği sanan arkadaşlara hep  anlatırım bu anımı. Din ile dil farkını anlamış olanlar ile güleriz, henüz anlamamış olanlar ile tartışırız.

*

Selamlaşmayı emreden ayetler ve açıklayan hadis-i şerifler Türkçe’ye çevrilirken, Arapça selam sözcüğü Türkçe’ye “selam” olarak geçer nedense? Tercüme bilimi ile tevil ilimi arasındaki farkı bilmeyenlerin, buradaki sorunu da fark edemezler, devam eder gider böylece. 

*

Evet sayın DİB, kafanızdaki şu karışıklığı atın da Peygamber Efendimizin (SAV) “selamı yayın” şeklinde Türkçe’ye çeviriline hadis-i şerifteki Arapça selam sözcüğünün Türkçe karşılığını da bir söyleyiverin.

*

Peygamber Efendimiz (SAV) “huzuru, barışı esenliği yayın” demek istiyor olmasın… Bunu anlayınca, “huzuru, barışı esenliği” bir sözle yaymanın mümkün olmadığını çalışmak, çalışmak, daha çok çalışmak ve bilim ile barışmak gerektiğini de bir araya anlatıverirsiniz belki. Ne dersiniz sayın DİB, aynı yanlışı (SAV) derken de yapıyor olmayalım?

*

Şekle, görüntüye, söylentiye kanmak yerine işin aslını arayan, manayı anlamaya çalışanlara dua ve esenlik dileklerimle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.