Abdullah Buksur

Abdullah Buksur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Semerkant...

A+A-

Görünce, çok güzel, olmak istediğim yermiş, muhteşem dediğim yerlerin başında gelir Semerkant...

Yani Semerkant, sanat ve kültürümüzün köklerinin olduğu yerlerin başında gelir. Doğu Türkistan’dansonra.  Coğrafyanın milletlerin kaderinde önemli bir yeri olduğuna inanırım. O nedenle Çin Türkiye ilişkilerinde Doğu Türkistan, yok edilecek veya yok sayılacak bir yer olarak görülmemeli. Tam tersi ilişkilerimizin sağlıklı bir yol izlemesi için rota olmalıdır. İnsan onuruna yakışır bir ilişki için her iki tarafından, insana insan olmasından kaynaklanan hakları vermekten imtina etmemelidir.   

Biz coğrafya ile birlikte biz oluruz. Değerlerimizin ve kavramlarımızın adeta ana rahmine düştüğü yerde yaşayan insanlara, kendileri olarak yaşamasından bahsediyorum.

 Bugün medeniyetimizden o kadar uzağa düştük ki kendimizi tanımlamakta zorlanıyoruz.

Sonra, ilmi üretecek, akılcı iman iklimini ve bakışını kaybettiğimizi unutup, ezberletilen şekilciliğimizle meseleye bakarak; nerede eski alimlerimiz, üniversitelerimiz diyerek gamımıza gam katıyoruz.

***

Ben aslında olmazı deniyorum.

Filmlere, fotoğraflara, kitaplara, kelimelere sığmayacak kadar engin bir ruha sahip güzelliği, imanın akılla ruh bulduğu akıl olup ilme sanata ve estetiğe dönüştüğü, eşsiz eserlerinneşredildiği, mükemmel el sanatları ile donatılmış, mimarisiyle bize ışık olan, medeniyet kodlarımızın tarihten adeta imbiklenerek gelen ışığının yansımalarının bulunduğu, yerden “Semerkant”tan bahsetmeye kalktım.Ancak Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramı Semerkant’ın güzelliğini de gölgeledi…

***

Biz medeniyet tarihimizin kalbine Semerkant’a geri dönelim.  Medreseler veya Tozlu Meydan diye de adlandırılan Registan Meydanında hala estetiğin ve sanatının, ilimle ayağa kalktığı yerden, hala kabini attığı yerden bahsediyorum.

Meydana bakan 3 tane görkemli medrese kapısı, aklın ilimle buluştuğu, yer olduğunu, mimarisinde kullanılan çinilerin yeşili ile zamana meydan okurcasına, koca, koca sütunlu kapılarından bize ve bütün insanlığa haykırıyor.

Çinilerle donatılmış zamanın en iyi üniversitelerinin yer aldığı, 15.yy’da Timur’un torunu, bilim adamı Uluğ Bey (Mirza Ulugbek) tarafından kendi adını verdiği zamanın gök biliminin-uzay matematiği ile izah edildiği derslerinin verildiği, dünyanın en önemli matematikçilerinin-astronomların mezun olduğu medreseleri ile “Okul Şehir” bir yerden bahsediyorum.

***

Şimdi aradığımız, medeniyetimize bütüncül bakışı o zaman görüyoruz. Bu medresede Osmanlı’nın en önemli matematikçileri, astronomları ders almış, ders vermişler. Uluğ Bey yine bu medresede alınan derslerin pratiğe dökülmesi için bir rasathane yaptırmış. Ve bu medresede eğitim alan öğrenciler ve öğretmenler ilk kez dünyanın güneş etrafında döndüğünü, ilk kez ayın ve yıldızların çapını bu medresede aldıkları eğitimler sonucu hesaplıyorlar. Çok önemli bilim kitapları yazılıyor. Ve Avrupa’nın önde gelen üniversiteleri bu kitapları kendi dillerine çeviriyorlar ve kendi okullarında ders kitabı olarak kullanıyorlar.

Ortadaki gök kubbeli medrese ile Tilla Kari Medresesi. Tıp, felsefe, ilahiyat gibi derslerin verildiği medrese olarak görev yapmakla kalmayıp, aynı zamanda merkez camii görevini üstleniyor.

2 katlı olan bu medreselerde öğrenciler, eğitim aldıkları gibi burada kalırlarmış. Altın Kaplamalı Medrese anlamı taşıyan medresenin camii altın kaplama olduğu İçin bu ismi almış. 17. YY tarihleniyor. En sondaki de Kaplanlı Medrese. Giriş kapısında kaplan resimlerinin oluşu sebebiyle bu adı almış. Tıbbın duayeni başta İbni Sina olmak üzere birçok önemli isim bu medreselerden mezun olmuş.

Sevgili okuyucular, bugünlük burada bırakalım. Talep olursa yeniden yazarız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.