1. YAZARLAR

  2. Senem Orta

  3. Sevildiğini Hissedebilmek
Senem Orta

Senem Orta

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Sevildiğini Hissedebilmek

A+A-

Herkesin diline pelesenk olmuş kısacık bir anekdot vardır. Fuzuli’ye sormuşlar:  Sevmek mi daha güzel yoksa sevilmek mi? “Sevmek” demiş ve devam etmiş, “Sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” Fazlasıyla doğru değil mi sizce de? İnsanların düşündükleriyle tavırlarının çok farklı olduğu, yapmacık davranışların revaçta olduğu şu dönemlerde hele tam bir yol gösterici. Ki yeri geliyor insan kendi düşüncelerinden, duygularından, vereceği tepkilerden emin olamıyor.

***

Şimdi bize kendimizi kötü hissettiren bir yığın negatif olduğu kadar gereksiz duyguları, düşünceleri, davranışları ve insanları bir kenara bırakalım. Bize güzel ve özel hissettirenleri hatırlayalım, sevildiğimizi hissettirenler. Çünkü bu yazıyı okuyan hiç kimse daha da kinlenmemeli hiçbir şeye, hatta sinirli ve gergin olsa dahi sakinleşmeli kim okursa okusun. Biliyorsunuz, bunu sağlayabilen durum, olay ve insanlar kalmadı maalesef. Yine konuyu fazlasıyla dağıtıyorum değil mi? Gelelim  “sevmek-sevilmek”  mevzusuna.  Sevmek güzeldir, evet. Ama sana sevildiğini hissettiren insanları sevmek, daha da güzeldir. Kimisini sadece dışarıdan tanırsın yıllarca. Küçücük bir hareketiyle yüreğinin güzelliğini görürsün önce. Dost olur sana, kardeş olur, aile olur. Sonra yüreğini yüreğine yaslayıp onunla güçlenirsin, onunla güçlü olmayı seversin. Ve bununla birlikte o yürekten öyle bir sıcaklık gelir ki sana her an “Seviyorum.” demesine gerek yok, sen her bakışında hareketinde hissedersin sevildiğini. Kimisini tanımak için bu kadar vakit kaybetmezsin, çünkü bu pişmanlık hayatının bir döneminde yeter insana. “Bir zil çalışı insanın hayatını ne kadar değiştirebilir?” deriz, değil mi? Değiştirir, o kapıyı açtığında karşına çıkan bir çift şaşkın, kocaman göz sana baktığında yüreğine kadar görebilince anlarsın sevildiğini. İyi gün kötü gün fark etmez, sen varsan onlar da vardır. Aynı topraklarda yoğurulduğumuz insanlar vardır mesela. O topraklardan kilometrelerce ötede tanışıp birbirinizden destek aldığınız. Nereye gideceğini bilemeyip kendini sokaklara attığında kendini onun yanında bulduğunda ya da tüm hengâmenin ortasından seni çekip aldığında anlarsın sevildiğini. “Daha kaç aydır tanıyorum da?” dediğin insanın senin derdinle dertlendiğini, sevincinle mutlu olduğunu gördüğünde ve yaşanacak güzel anlarına ısrar ve bezdirme yoluyla da olsa seni bir şekilde dâhil etme çabasıyla anlarsın sevildiğini. Ve son olarak, sen ilk gördüğünde huzursuz dönemine denk gelen, senin ne kadar huysuz olduğunu düşünen ve hatta bu yüzden sana cephe almış birisinin seni gördükçe, tanıdıkça hiç de öyle olmadığını anlar bazen. Uzun uzun konuşursunuz, bir de bakmışsın ki kendini ona her şeyini anlatırken bulmuşsun. Ve bunları anlatırken içini kaplayan huzurla fark edersin kimi zaman bunu. Ve bize bu hissi veren insanlardan hiç biri sana sürekli güzel şeyler söylemez, seni pohpohlamaz, hatta en büyük kavgalarını bu insanlarla edersin, en çok bu insanlarla ters düşersin ama bu insanların sevgisinden, sana verdiği değerden şüphe etmezsin. Sinirin saman alevi kadar sürer ve kaldığın yerden devam edersin sadece.

***

Siz bu örneklerimi daha da çoğaltabilirsiniz. Malum, benim burada yerim de kelimelerim de sınırlı. Bugüne kadar anlamadınız mı sevildiğinizi? Kimse hissettirmedi? Yanılıyorsunuz efendim, emin olun! Size layık olduğunuz değeri vermeyen insanlar, sizi o kadar meşgul ediyor ki nasıl sevildiğinizi göremiyorsunuz, umudunuzu yitiriyorsunuz böyle olunca. Ama oturup biraz düşünmeniz yeterli. Ben düşündüm, buldum ve mutlu olabildim. Nasıl mı? Az önce verdiğim örneklere bakın,  gerçek kişi ve kurumlarla ilişkisi çoktur!  J

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum