Osman Baha Gezici

Osman Baha Gezici

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sıtarasız

A+A-

Soyut bir ölçü birimi olan değer verme, halk ağzında sıtara olarak adlandırılır. Sıtara, her şeyde az ya da çok bulunur. Bu bir insan ya da taş olabilir. Çok sevdiğiniz bir kitap veya bir eşyanız da olabilir. Hayatında hiç kimseyi sevmeyen ve çevresindekileri kendinden uzaklaştıran bir insan bile sıtaraya tutunur ve ondan güç alır. Sıtaraya tutunan her kimse yaşamını devam ettirmesi için kendinde yeterli gücü bulur.

Sıtara, insanın başına birçok kez dert açsa da değer vermeden yaşayamayan insan; korkularını, sevinçlerini, acılarını ve hüzünlerini sıtaradan alır. Ancak önemli olan bizlerin neye, ne kadar değer verdiğidir. Bu konuda şöyle bir hikâye anlatılır:

“Günlerden bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı öğle yemeğine çıkarlar. Bu grup içerisinde bir tane de Kızılderili vardır. Yolda yürürlerken korna sesleri, iş makinelerinin çıkardığı sesler ve insanların konuşma sesleri arasında Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesi geldiğini söyleyerek cırcır böceği aramaya koyulur. Arkadaşları bu kadar gürültü ve kalabalığın arasında onun cırcır böceğini bulamayacağını söylerler. Arkadaşları cırcır böceğinin bulunamayacağına inansalar da aramaya birlikte devam ederler. Biraz aradıktan sonra binaların arasında küçük bir alanda yeşeren yeşilliklerin içerisinde cırcır böceğini bulurlar. Arkadaşları hayretle Kızılderili’ye onun doğaüstü güçleri olduğunu, yoksa böyle bir şeyi asla bulamayacaklarını dile getirirler. Ancak Kızılderili, bu sesleri bu duymak için doğaüstü güçlere sahip olmaya ihtiyacın olmadığını söyler. Arkadaşlarına onu takip etmelerini söyleyerek, kaldırıma geçer ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. O sırada oradan geçen birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakar ve kendi ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol ederler. Kızılderili arkasına dönerek arkadaşlarına: ‘Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neler önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.’ der.

Peki ya bizler en çok neye değer verir neleri önemseriz? İçeride çocuğumuz ağlarken onun sesi mi daha çok etkiler bizleri? Yoksa evimizin önüne gelen polis ya da itfaiye araçları mı? En çok kimin sesini duyarız? Sevdiklerimizin mi yoksa sevmediklerimizin mi? Bundan dolayı sıtarayı en çok hak eden sevdiklerimizdir. Belki bir cırcır böceği sesi duyamayız ama paranın sesini duymaktan da kendimizi alıkoyamayız.

Şüphesiz ki sıtara, hak eden insana verilmesi gereken ve hatta şart olan duygularımızın bütününü kapsar. Bir dağ düşünelim. Bu dağın etrafında kayalıklar, taşlar ve kumlar var. Ayrıca bu dağın eteğinde irili ufaklı çakıl taşları da olsun. Ve bu çakıl taşlarından birini alalım. Aldığımız çakıl taşına değerler verip anlamlar yükleyelim ve onu büyütelim. Bu çakıl taşını dağın ta zirvesine kadar çıkartalım ve onu gözümüzden bile sakınalım. Yaptığımız şey hiçbir şekilde yanlış olmaz. Aksine değer vermek ve sevmek insan doğasının temel gereğini oluşturur. Ama doğru çakıl taşını sevmek… Yanlış çakıl taşını sevip, onu dağ ile eş tuttuğumuz an da çakıl taşını aldığımız yere geri dönmekten başka çaremiz kalmaz. Ve o çakıl taşı en sonunda bir dağ olur, altında kalır ve eziliriz… Ancak ne sıtarayla, ne de sıtarasız yaşanmaz!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.