1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Siyasette Hizmet ve Polemik
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasette Hizmet ve Polemik

A+A-

Geçen haftaki yazımıza gelen yorumlarda biraz daha açık yazmamı isteyenler oldu. Hepsine teşekkür ederek “İnsanlara, kime oy vereceğini söyleyecek bir seviyesizliğe düşmeden yazmaya çalışıyorum” diye cevap verdim. Çünkü “Lafın tamamı ahmağa söylenir.” Çünkü “Her hali gerek yok laf ile beyana, bir kelime yeter halden anlayana.” Ayrıca, hiç kimse övüldüğü kadar iyi, sövüldüğü kadar kötü değil. İnsan insandır, insanı yüceleştirmek, kula kulluk etmek arif insana da Müslüman’a da yakışmaz.
*
Fatih Sultan Mehmet Han, ‘Ben bu millet ile dünyayı fethederim’ diyor, milletin vicdanındaki adalet duygusunun netliğini, menfaat ve tarafgirlik için eğilip bükülmediğini gördüğü için. Bugün durum nedir? Bizden olsun da ne olursa olsun! Bu arif insana da yakışmaz Müslüman’a da, sizce yakışır mı?
*
Taraf olmayan bitaraf olur diyenlerin ruh halini anlamaya çalışıyorum bu aralar, zira iki Müslümanın kavgasında taraf olmak münafıklıktan başka bir şey değildir. Müslüman’a yakışan taraf olmak değil, kavgayı bitirecek bir arabulucu olmaktır. Kavgaya taraf olmak dünyaya ait ilkel ve barbar bir bedenin tercihi olabilir ancak ahreti anlayan, dünyevi hırs ve makam motivasyonunu aşmış bir ruha, vicdan, akıl ve feraset sahibi insana Müslümanlar arasındaki kavgayı sona erdirecek, düşmanlıkları bitirecek ve Müslümanların bir araya gelmesini engelleyen yanlış inanışlara cevap olacak fikirler, sözler yakışır. Sizce de öyle değil mi?
*
Başbakan Fırat Nehri kenarındaki koyunu kurt kapsa bile sorumlusu benim diyerek etkileyici bir çıkış yapıyor, seçmeni etkiliyor, oy topluyor. TSK paşalarını zindanlara atan davaların savcısı benim diyor ve oy topluyor, davaların şaibeli olduğu anlaşılıp, yanlış mahkûmiyet kararları Anayasa Mahkemesi’nden dönünce de paşaların hapisten çıkması gerektiğini söylüyor ve oyunu artırıyor. Burada Başbakan’a bir eleştiri yok. Olaylar arasındaki bağlantı ve farkı anlayamayan seçmene ne denir, nasıl denir ki gerçekleri sorgulamaya başlasın? Konu budur.
*
Geçen seçimlerde siyasi partilerin şanlı Türk Bayrağı’nı kullanması yasaklandı, hiçbir parti mitinglerinde, seçim çalışmalarında Türk Bayrağı kullanamadı. Ama hükümet partisi Türk Bayrağı’nı kullanarak seçmeni gaza getirecek reklamı yayınlamakta beis görmedi, haksızlık görmedi adaletsizlik görmedi. Bayrak için ölmeye seve seve giden “saf kalpli” seçmenden de oyları topladı. Peki, Allah’ın parmağı var da gözüne mi sokacak misali, hemen ardından gelen bayrak indirme rezaletindeki tavrı kim nasıl açıklayabildi?
*
Siyasiler, özellikle de ülkeye verebileceği hizmet bitmiş ise polemik üretirler, düşmanlık türetirler ve yaratmaya çalıştıkları korku ortamında seçmenini yanında tutmaya çalışırlar. Geçmişte bunları yaşadık. Siyasetin geçmişe dönmemesi için geçmişten ders almalı değil miyiz? Yapılan yollar Cennet’e de götürür, Cehennem’e de önemli olan yoldan ziyade yön değil midir?
*
Hz. Ömer adaletini hatırlatan ifadeleri kullanan Başbakan ve bunun etkisinde kalan seçmen kitlesi acaba şu kıssadan nasıl bir hisse alıyor? Hz. Ömer odasında çalışırken gelen vatandaşın selamını, önündeki işi bitirince masada yanmakta olan mumu söndürüp diğerini yaktıktan sonra alıyor. Şaşıran vatandaşa da “Az önceki mum devletin malı şu yaktığım mum ise benim, bu yüzden devletin malı harcanmasın diye selamını almakta geciktim” diyerek izah ediyor. Peki, Başbakanımız Cumhurbaşkanlığı seçimine devletin tüm imkânlarını kullanabilen Başbakan sıfatı ile girerek Hz. Ömer adaletinin ne tarafında durmuş oluyor?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.