1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. SSCB’den RF’na: RUSYA
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

SSCB’den RF’na: RUSYA

A+A-

Geçen yüzyıla damgasını vuran Sovyetler Birliği yüzölçümü ile dünyanın en büyük, nüfusu ile üçüncü kalabalık, teknolojik silahları ile de “en birinci” ülkesi idi. Yine de Devlet Başkanı Gorbaçov’un uyguladığı reformlara dayanamayıp 1991 yılında çöktü ve bağımsızlık ilan eden 15 ülkeden, 12’sinin Bağımsız Devletler Topluluğunu kurması ile resmen tarih oldu. 
BDT’yi kuran ülkelerden en büyüğü, yönetimi altındaki 21’i özerk cumhuriyet toplam 83 bölgeden oluşan Rusya Federasyonu hala dünyanın en geniş ülkesi ve BDT üzerindeki etkisi ile SSCB rolünü sürdürüyor, ama kapitalist olarak. Komşumuz, din kardeşimiz (!) Suriye’yi bize tehdit olarak kullanmaya devam ediyor ama araya İsrail girince çark ediyor.
Çocukluğumuzda komünizm gelecek korkusu ile öğrendiğimiz ülke SSCB ve komünistlerin gönderildiği şehir olarak bildiğimiz Moskova ile tanışmam 1992 yılında oldu, büyük çöküşten hemen sonra. Yarım kalmış komünizmin izlerini görme imkânı buldum.
Her şeyi devlettin yönettiği ülkede, her şeyi devletten bekleyen insanlar için büyük acılar içeriyor o dönem. Devlet çökünce insanlar açlık ve sefalete düştü. Biz de bu acılara şahit olduk. Bazı seyahatlerimizde tedbir olarak ekmek, peynir taşıdık çantamızda. Bir şehirde bolluk varken diğerinde açlık gördük, çünkü mevcut zenginlik ile ihtiyaçları karşılayacak bir irade yoktu insanlarda. Bazı fırsatçılar çabucak zengin oldu. “Mahlûk” seviyesindeki insanlar için çalmakta, devletin malını satmakta beis yoktu para uğruna. Onları kınamak, suçlamak mümkün değil çünkü “eşref-i mahlûkat” hiç bilmedikleri bir kavram, öğretmeyenleri, örnek olmayanları kınamak daha yerinde olur.
&&&
İngiltere’nin başını çektiği sanayi devrimi ile gelişen kapitalist sistemin işçi sınıfını ezmesine tepki olarak doğan Marksizm’e göre, işçi sınıfını kapitalist zulümden kurtarmak, kapitalizmin yerini alacak olan komünizm için ortam hazırlamak üzere kurulan sosyalist düzen, otoriter rejimler eliyle yine işçiyi ezmiş, insan ruhunu, bireysel farklılıkları hiçe sayarak, “adalet” gözetmeyen bir “eşitlik” anlayışı içinde ekonomi sistemi kurmaya çalışmış. Bir dönem savaşlar ile bir dönem de propaganda ile idare etmiş durumu ama kendini ispatlamak için girdiği uzay ve silahlanma yarışı sonunda halkını açlığa mahkûm edecek kadar sefil bir durumda çökmüştür.
Ancak geçen 20 yıl içinde bu sefaletten çok hızlı sıyrılmasını bildi Rusya. Günümüzde herhangi bir gelişmiş ülkeden farkı yok, yükselen gökdelenleri, ultra lüks harcamaları ile göz kamaştırıyor. Doğal kaynakların sağladığı zenginlik yanında eğitimli, yetişmiş insan gücü çok belirgin şekilde kalkınmaya hız vermiş. İnsanların okuma alışkanlığı hayranlık uyandırıyor, zamanım yok demiyor, metroda, otobüste hatta bilet kuyruğunda bile okuyor, okuyor.
Son yüzyılda yarışan iki sistemden sosyalizm kaybetmiş, kapitalizm kazanmış gibi görünse de büyük resimde, elimizdeki “ekonomi sistemleri” ile insanlığın hala kazanamayacağını görüyoruz. Rusya’nın zenginleri ABD ile yarışırken, evsizleri de aynı yarışta başa baş gidiyor.
Temelinde “hak” bilinci içermeden “insan menfaatini en çoklamak için çalışır” prensibi yatan kapitalizm “insan onuruna yakışmayan” sonuçlara davetiye çıkarıyor.
&&&
Buradaki hatayı fark etmeyen, fikirde derinlikten yoksun, duyduğunu anlamadan aktaran insanlar ise zenginlik karşıtı, dünya gerçeklerine uymayan bir görüş üretiyor. Fakirlik edebiyatı içeren tarihi ve dini hikâyeler yoluyla bize öğretilen, dünyanın, dünya nimetlerinin kötülüğü… Oysa kötü olan kendini kaptırmak. İşin boyutu farklı aslında; emperyalist güçlerin, simgesel olarak İngiliz ve Yahudi fikir tohumlarının, dünyayı sömürebilmek için yaydığı dünya görüşü de aynen böyle; Siz dua edin biz çalışalım, siz cenneti hayal edin biz dünyayı yönetelim. Peki, soran yok mu? Dünyayı yöneten “Müslüman” Osmanlı fakirlik edebiyatı ile mi kazandı o kadar savaşları? Peki ya ne zaman kaybetmeye başladı?
Fakirlikten kurtulmanın birinci yolu, kitabımızda emredildiği gibi “akıl etmektir” yani beynini kullanmaktır, birey olarak gelişmektir. İnandığını, inanmayan insanlara anlatacak kadar bilgi sahibi olmaktır, kitabımızdaki emirleri anlayacak kadar ilim sahibi olmaktır, dinlediği insanın alim mi, şarlatan mı olduğunu fark edecek kadar feraset sahibi olmaktır. Birilerini dinlemek ve onların her söylediğini yutmak, onların sözleri ile amel etmek değildir. Okumaktır.
Rusya Federasyonu bu sayede yıkımdan, çöküşten, sefaletten kısa sürede kurtuldu; doğal kaynaklarını kullanmasını bilen eğitimli, yetişmiş “insan gücü” ile.. Bazı gerçekleri saptırmak için, onların ahlakını ayıplayanlar çıkabilir. Önce kendinizi ayıplayın ayıbı bilmeyenlere ayıbı öğretmeyenleri, doğru örnek olarak yaşamayanları ayıplayın.
Ama acilen beyninizi kiraya vermeden kendiniz kullanmayı, “bir oy” olmak yerine “birey” olmayı öğrenin. Lütfen…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.