1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Sudan Kürdistan’ı
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sudan Kürdistan’ı

A+A-

Başbakan cesur adımlar atıyor. Kangren olmuş bir yaranın daha fazla büyümesine ve daha fazla zarar vermesine izin vermemek için gösterdiği cesaret takdire şayandır ama yarayı tedavi ederken kemiği kırmaması da gerekiyor. Bu cesaretin bir oy kaygısından gelmediğine de inanmak istiyoruz.
*
İşin aslına bakarsak bu yara nereden çıktı diye geçmişi doğru sorgulamamız gerekiyor. Aslında yara olacak bir durum da yok, yara birilerinin sürekli kaşımasından oluşmuş ve büyümüş. Önceki hükümetlerin görmezden gelmesi veya yanlış tedaviler uygulaması sonucu da kangrene dönüşmüş, hatta yaraya parazit (kurt) düşmüştür. Bazı cesur(!) hükümetler yarayı tedavi etmek yerine bu parazitleri yok etme savaşına düşerek zaman kaybetmiş, yaranın iyileşmesini geciktirmiştir.
*
Türkiye’nin sorunlarını gerçekçi tespit edip çözümler üretmek yerine ideolojik korkuların esiri olan ve halka bu korkuları dayatan politikacılar bize acı ilaçlar gerektiren dertler bırakmıştır. Geldiğimiz noktada ise AK Parti hükümetinin elinde fazla bir seçenek görünmüyor. Ancak tedavisi geciken yaradan beslenen parazitler ile muhatap olması (ki bu Türkiye için dostça olmadığı açık emeller besleyen ülkelerin işine geliyor), devleti terör örgütü ile muhatap etmesi, devlet “baba” olarak vermesi kabul edilebilir hakları, teröristin talebi ile vermek durumuna geçmesi ustalık dönemini icra eden başbakanın ne yapmakta olduğu konusunda bazı soruları düşündürüyor.
*
Geçen dönemde TV programlarına çıktığımızda sunucu bizi uyarırdı: “Kürt, Kürtçe gibi kelimeleri kullanmayınız, aksi halde DGM’ye gideriz, kapatılırız.” Kürt yerine doğulu vatandaşlarımız diyecekmişiz. Peki Kürtçe yerine ne diyeceğiz? Hiçbir insanın dili yasaklanmamalı. Ayağına diken batınca hangi dilde çığlık atıyorsan o dil senin ana dilindir.
*
Hiçbir konu göründüğü gibi değildir, bunu anladık ama hangi açıdan bakarak doğru sonuca ulaşacağımızı söyleyen bir formül yok. Bu yüzden sosyal konularda en az birden daha fazla doğrunun olabileceği karmaşık durumlar olabiliyor. Matematik ise doğrunun sadece bir tane olduğunu söylüyor, geleceği ciddiye alıyorsak bilime saygı duymamız gerektiğini anlamış olduğumuz ümidi içinde doğru görünen ihtimalleri harmanlayıp matematiğe uygun şekilde tek bir doğruya ulaşmak için çalışmamız gerekiyor.
*
Acizane düşüncem şudur, bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşan kaderdaş olmuş Türkler ile Kürtlerin düşmanlık gerektiren bir sorunu yoktur, aynen Müslüman Türklerin başörtüsü ile de bir sorunu olmadığı gibi. Peki bu sorunlar bu düşmanlıklar nereden türedi, türetildi?
*
Bir ülkenin bölünmesine şahit olmak herkese nasip olmaz. Sudan’ı ikiye bölen referandum yapılırken, bendeniz oradaydım. Dev bir ülke Güney Sudan ve Kuzey Sudan olarak bölündü, Güneyde Hıristiyanlar, Kuzeyde Müslümanlar. Sudan, petrol zengini bir ülke ama zenginliğini ekonomisine, halkına aktaramadı. Barışı kurmak için bölünmeyi bile kabul etti ama petrol zenginliği de Güney’de kaldı tesadüfen(!)
*
Amerika başta olmak üzere, batı ülkeleri, Müslüman bir ülkeyi, tam da zenginliğin kaynağı olan petrol Hıristiyan tarafında kalacak şekilde böldüler. Pardon, yanlış söyledim, Sudan kendi kendisini böldü… Çünkü yapılan “demokratik” referandumda halk tercihini bölünmeden yana kullandı, yeter ki acılar tekrar etmesin ve analar daha fazla ağlamasın söylemleri altında, refahın artacağı beklentisi içinde…

Bakıyorum da 25-30 yıl önce başlayan/başlatılan Güneyli-Kuzeyli çatışmaları ve sürecin devamı aynen Türkiye’nin hikâyesine benziyor, uyanalım da Türkiye, Sudan’ın düştüğü hataya düşmesin ve hikâyenin sonu benzemesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.