Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Suudi Arabistan

A+A-

Ekonominin merkezinde bulunan insanı tanımlama konusunda İslam dünyasının bir eleştiri veya katkısı olmadığı için, İngiliz Adam Smith’in tanımını kabul etmişiz; insan kendi faydasını en çoklamak için uğraşır yani menfaatçidir ve birey olarak, gerçekçi kararlar alır yani beynini başkalarının hedefleri için kiraya vermez, kendisi kullanır.
Teoride bunu kabul etmemize rağmen, biz, genel anlamda İslam ve doğu toplumları olarak gerek kültür gerek inanç zemininde ne gerçekçi ne de menfaatçi olabiliyoruz. Ekonomideki başarımız da bunu gösteriyor zaten. Zenginlik, refah Müslüman dünyasını terk etmiş ve ekonomiyi kendi anlayış ve inancına göre kuran batının ve buna uyan diğer ülkelerin malı olmuş durumda.
Çoğunluğu birey olarak gelişemeyen insanların oluşturduğu bizim taraf ise, özgüven eksikliğinin de etkisi ile genelde sürü psikolojisine takılır ve kolayca yönetilen kalabalıklar halinde, üretenler için pazar olarak ekonomideki rolünü oynar hale gelmiş.
Bazı ülkelerin zengin olmaları da bunu değiştirmiyor. Şu anda bulunduğum Suudi Arabistan bunun bariz bir örneği. Petrol sayesinde oluşan zenginliği dillere destan bir ülke ama uçaktan inip, pasaport kontrol sırasına girdiğinizde tamamen farklı bir dünyada olduğunuzu anlıyorsunuz. Zenginlik bir devlet kültürü geliştirmiyor. Ülkelerin ekonomik zenginliği kadar, insani gelişmişliği de önemli. Bu konuda benim ölçüm, yollar ile umumi tuvaletlerdir. Geniş yollar, lüks arabalar o ülkenin ne kadar zengin olduğunu gösterirse, umumi tuvaletlerin durumu da o insanların “insani gelişme” derecesini gösterir.
&&&
Türkiye’de göremeyeceğimiz lüks arabalar yanında, Türkiye’de göremeyeceğimiz kadar, bu yollara yakışmayan, eski ve hurda arabaların da olması ciddi bir çelişki ve aslında önemli bir gösterge. Belli ki, zenginlik bir zümrenin elinde. Trafikte sürücülerin yayalara davranış tarzı da “insanların bir eziklik içinde olduğunu ve bu ezikliği altındaki lüks araba, bileğindeki pahalı saat, elindeki son teknoloji ürünü telefon ve yanında gezdirdiği kadın sayısı ile kamufle etme çabasında” olduğunu düşündürüyor. Zenginler ama onu da hazmedebildikleri şüpheli.
Türkiye olarak kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi görmeyelim bu arada, bizde de benzeri manzaralar ve buna özenenler az değil.
Neticede konumuza dönersek, “ekonomi ve insan.” Bizler, “gerektiği ve yeteri kadar menfaatçi insan” olamadığımız gibi, yeri gelince “gerçekçi insan” da olamıyoruz. Daha da kötüsü, dinimizin emrettiği, peygamber efendimizin örnek olduğu, “vicdanlı insan, asaletli insan” tipine de uyamıyoruz. Arada kalıyoruz. Günümüzdeki Müslüman alemin esir, sömürge, fakir, dışa bağımlı oluşuna bakarak, bu ifademin haksız olmadığını iddia edebilirim.
Vicdanlı olmak gerçekçi olmaya da engel değildir.
&&&
Ekonomik kararlar verme ve ekonomisini yönetme konusunda insanlar farklı etkiler altındadır. Konya’da çok şahit olduğumuz “dağlı insan ile ovalı insan” karşılaştırması hep yapılır, bunu bir sonraki yazıya bırakıp, “batılı insan ile doğulu insan” arasındaki davranış farkını tecrübelerim ile örtüşen şekilde ve bulunduğum coğrafyanın da katkısı ile şöyle örneklemek istiyorum; Dünyada zenginlik batı (kuzey de dahil) ve batı takipçisi ülkelerde, global ticaret, finans, medya, büyük markalar ise vatansız kalınca dünyanın her ülkesine dağılan Yahudilerin elinde birikmiş durumda. Bunun sebebini şöyle açıklamak mümkün ; Yahudi, tabiri caizse şu veya bu şekilde birinin kanını emmeye başladığı zaman kan akışı kesilmesin diye, o birini besler. Ayakta kalmasını sağlar hatta daha da semirtir, böylece yeni kaynaklar peşinde yorulmadan önce mevcudu garantiye alır ve onun verdiği güç ile yeni kaynaklar peşinde daha sağlam koşar. Ancak, aynı fırsat Müslüman birinin eline geçse, ilk fırsatta bütün kanı emer bitirir. Fırsatı ganimet bilir. Sonraki adımı düşünmez, uzun vade için yatırım yapmaz, kaynak kuruyunca yenisini arar ama bulursa şansına, bulamazsa kendisi de kurur… Nasip değilmiş der teselli bulur. Bu örnek, Kuran’ın tanımladığı, ihlaslı, takva sahibi, dindar Müslümanlar için geçerli değildir, din bezirganı, “dinidar” Müslümanlar için geçerlidir. Ama etrafınıza bir bakın, iş yaptığınız insanlara bir bakın, hangisi daha çok?
Burada şahit olduğumuz, Mekke ve Kâbe manzaralarını ise sonraki bir yazımıza bırakmayı istiyorum, zira söz yetse, harfler yetmez. Huşu mu desek, burukluk mu desek, anlatması zor bir durum yani.
Haftaya görüşmek üzere… Selamlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum