1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Sandıkçı

  3. Tarih Gelecek Midir?
Yılmaz Sandıkçı

Yılmaz Sandıkçı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Gelecek Midir?

A+A-

“Tarih geçmiş değil gelecektir” demiş büyüklerimizden birisi. Ağzına, zihnine sağlık. Sürekli deyip, duyduğumuz atasözlerinden daha fazla etkiler bu söz beni. Ders alınmazsa tekrar eder tarih ve geçmişte kalacağına yinelenip geleceğimiz oluverir. Tarihi anlamak çok önemli. Sapıtanı var, saptıranı var, çarpıtanı var. İşine geldiği gibi anlayanı var, yakıştıramadığını reddedip inkar edeni var. Dünyayı niçin, tarihte dedelerimizin yönettiği kişilerin torunları yönetiyor? Biz Müslümanlar niçin fakiriz? Bunların cevapları tarihte mi, gelecekte mi sizce? 

Ekonomi konuşacaksak bile tarihten geçiyor yolu. Zira temelleri “tarihte” atılan ekonomi bilimine katkısı olmayan, yanlış kurallara itiraz etmeyen, “kul hakkı”, helal kazanç” gibi bir takım tanımları ekonomi bilime yerleştiremeyen güçlü geçmişimiz yüzünden, kuralları yanlış bu oyunun içinde debeleniyoruz.

1988 yılındaydı, bir derste Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu (Muhteşem) Mustafa’yı öldürttüğünü söylediğimde hoca beni sınıftan atacak duruma gelmişti ama başarılı ve sevdiği bir öğrencisi olduğum için kıyamadı. Yine de bu konuda nasihatlerini tekrarladı durdu. TV’de izlemediğim, tasvip etmediğim bir dizi var ve konu bu tarihi gerçeğe doğru yaklaşıyor. Medya böyledir, bir doğru bilgi almak için 9 yalana razı olmak zorundasın, dahası yanında 99 da magazin edepsizliğine katlanmak zorunda kalırsın. “Tarihi nereden öğreneceğiniz de çok önemli yani…”

Bir akraba sohbetinde, Fatih Sultan Mehmet’in “şehzade katliamı” şeklinde de anılan fermanını anlattığımda, akrabamın birisi “sen peygamber efendimizin (sav) işaret ettiği o yüce komutana nasıl katil dersin? Seninle ahrette hesaplaşacağız” diyerek tarihi bir bilgiyi kişiselleştirmiş, büyütmüş ve ahrete kadar uzatmıştı. Düştüğüm duruma mı güleyim, karşımdakinin cahilliğine mi ağlayayım?

Oysa, zamanın şartlarında devletin bekası için konulan bu kanun hiç kimsenin “katil” olduğunu düşündürmemişti bana. “Tarihe nereden baktığınız da çok önemli yani”. Devletin geleceği için şehzadeleri (kendi çocukları ve torunları da dahil) bile feda ettirecek bu fermanı çıkarma feraset ve cesareti hakaret değil övgüyü hak ediyor bence ve özellikle de günümüzdeki “siyasetçi akrabası” hikayelerini duydukça.

Yeterince objektif ve gerçekçi olamadığımız için, tarihimize, ecdadımıza hata ve başarısızlıkları yakıştıramıyoruz. Bu da gerçekleri görmemizi engelleyerek bir çok tedbiri zamanında almamızı engelliyor ve bize çok şeyler kaybettiriyor.

Batılılar bizim için “mezar taşları ile övünen adamlar” diyor, (bence) haklı olarak küçümsüyor da. Bir şey beceremediği için dedelerinin yaptıklarıyla övünen insanlarız biz. Beceriksizin övünmesi de ne zulüm bir durumdur! Bu durumu fırsat bilen hainler ise sürekli kulağa hoş gelen “dedelerimizin başarı hikâyelerini” anlata anlata bitiremiyor, veriyor gazı, veriyor gazı bir de bakmışsın etraflarında binlerce dinleyici, takipçi, mürit. İlim oluyor onların konuştukları ve etrafındaki takipçi kalabalığın da verdiği güç ile bilime kafa tutuyor, gelişmeye engel oluyorlar.

Gururumuzu okşayan hikâyeler hepimizin hoşuna gidiyor ama gerçekler yine de değişmiyor.

Örneğin, Fransa küçük bir krallıkken Osmanlı’nın “stratejik” destekleri ile güçlenmiş, Avrupa’da sözü dinlenir bir krallık haline gelmiştir. Bugün de dünyaya kafa tutuyor. Dedelerimizin, denizlerimizde verdiği imtiyazlar yani kapitülasyonlar çok etkili olmuştur Fransa’nın Fransa olmasında.

Ancak, zayıflayan Osmanlı’dan en büyük ısırığı koparmakta gecikmemiştir Fransa, 1830’larda Cezayir vilayetimizi işgal etmiştir. Dedelerimiz bu besleme krallığa “yapma, etme, dur, geri çekil” diyememiş, dediyse de duyuramamış. Ama aynı zamanda İslam halifesi de olan yüce padişahlarımız, sadrazamlarımız, paşalarımız, “Ey Fransa! eğer topraklarımdan hemen defolup gitmezsen seni sen yapan kapitülasyonları bugünden tezi yok iptal ediyorum” da mı diyememiş? Ki bu rezalet Cumhuriyet’e kadar sürmüş ve ancak Mustafa Kemal tarafından iptal edilmiştir.

Lisedeyken, arkadaşlar yurttan kaçıp yakındaki bir pastanede Türkiye - İngiltere maçını izlemişler. Ertesi gün herkes Türkiye’nin İngiltere’ye attığı golü konuşuyordu. Çok heyecanlandım. İngiltere’ye gol atmışız, belki de yenmişizdir diye geçirdim içimden. Hayır! 8-1 yenilmişiz. Ama ben soruncaya kadar hiç kimse İngiltere’nin attığı 8 golden bahsetmedi. “Bizim attığımız 1 gol, yediğimiz 8 golden daha çok ve daha büyüktü çünkü”.

O gün bugündür iyi bir futbol izleyicisi olamadım, fakat tarihe merakım artmaya devam ediyor.

Geçmişi değiştirmek mümkün değil ama geleceği değiştirmek mümkün olur mu acaba?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.