1. YAZARLAR

  2. Rahime Kongur

  3. Tasavvuf ve Benlik Kontrolü
Rahime Kongur

Rahime Kongur

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tasavvuf ve Benlik Kontrolü

A+A-

Genelde insandaki varlık, benlik iddiasına dünyevi makam ve imkanlar sebep olur. Bu sebebe binaen sufiler maneviyat erbabına dünyadan zahid olmalarını tavsiye etmişlerdir. Zira varlığın getirdiği maddî zevklerin ateşi imkansızlıktan kış uykusuna yatmış benlik duygularımızı ısıtarak onları aktif hale getirir. Hz. Mevlana benliğinden kurtulmuş insanın yüceliğini şu beyitler ile ifade eder:

Kimin bedenindeki kâfir nefis öldü ise, güneş de onun buyruğuna gi¬rer, bulut da. (Mesnevi, I, 3003-4)

Ne var ki şeytanların en büyükleri maneviyat yolundakilerle uğraştığı için bu sefer şeytan başka bir yoldan dolanarak hem tasavvufi grupların hem de diğer camiaların kapısını çalar. İnsanlara mensubu oldukları hizmet gruplarını gereğinden fazla ve amacı dışına çıkartacak şekilde sevdirir. Bu tür yapılarda insanlar belki kendilerini övmezler ama tabi oldukları hizmet veya maneviyat ekolünü aşırı derecede överler. Rehberlerinin hatadan beri olduğunu düşünür ona insanüstü güçler atfederler. Böylece kendini açıktan insanlara gösteremeyen benlik çok daha tehlikeli bir halde cemaat benliği şeklinde kendini ortaya koyar. Bu tuzağa düşen kimseler lisan-ı halleri ile “Müntesip olduğum cemaat o kadar eşsiz ve yücedir ki, fakir! ben de bu grubun bir üyesi olarak otomatik olarak başkalarından daha üstün durumdayım” demek isterler. Böylece kendini direkt olarak yüceltemeyen nefis dolaylı olarak ama çok daha tehlikeli bir şekilde yüceltmiş, kendini başkalarından üstün görmüş olur. Normal şartlarda sufilere göre büyük günah olan bu tür bir benlik şişmesi, bırakın günahı adeta bir fazilet olur. Halbuki bu arzu İmam Gazali’ye göre insanda bulunan kötü hasletlerin en tehlikelisidir.

İmam Gazali’ye göre tüm insanlarda bulunan kötü hasletlerin kökeni dört ana hastalıkta yatar. Bunlar behimiyyet, subuiyyet, şeytaniyyet ve rububiyyettir. Behimilik nefsin isteklerine teslim olarak haramdan yeme, içme gibi mide ile ilgili veya cinsel günahlarıdır. Subuiyyet intikam alma gibi insandaki agresif dürtülerin sınırsızca tatmin edilmesidir. Şeytaniyet ise insanları kandırmaktır. Rububiyyet vasfına gelince bu insanlara baş olma, onların hayatını kontrol etme, insanlara tahakküm etme vasfıdır. Bu hastalığa yakalananlar diğer adı geçen subui ve şeytani günahları da kolayca işlerler. Onlara göre insanın başkalarına tahakkümü için her yol mubahtır. Bu tür kimseler için din hizmet edilmesi gereken bir amaç değil, tam tersine kullanılması gereken bir araçtır. Din adına tabi olanlar da günü birlik siyasi ve ticari çıkarlar için birer araç haline gelir. Nitekim bu tür nakıs kimselerin dini ve tasavvufî çevrelerde yaptığı tahribat her insaflı müsümanın malumudur.

Sufilere göre fenâfillah mertebesini aşmış kendini Rabbinde fani kılmış bir mürşid insanların teslimiyetini onları Hakk’a götürmek için ister. Mürşidin nefsi aradan çıkmıştır. Ona insanlara, Peygambere ve Allah’a teslimiyet yolunu gösterir. Onlar için insanların İslam ve imana girmesi asıl kazançtır, kendilerine yapılan iltifat ancak buna vesile olduğu için önemlidir. Bu tür Allah dostları İslam’a girmeden size mürid olalım diyen gayr-i müslimlere “önce Müslüman olun, bize mürid olmasanız da olur” derler. Ama kendisinde nefis bakiyyesi olan nakıs kişilerin liderliği Hakk’ı değil kendi nefislerini yüceltmek içindir. Bunun da en kolay yolu kendilerine tabi olanların egolarını şişirmek ve onlara din adına büyük payeler vermektir. Nakıs rehber kendisine tabi olanları boş sözlerle avutur, onları yüzlerine karşı över, siz şöyle şöyle salih kimselersiniz, zamanın sahabesisiniz, gibi abartılı ifadelerle metheder, halbuki gerçek rehberler hiçbir zaman müridlerini şımartmazlar, onları yüzlerine karşı övmez, onların benlik ateşlerine odun atmazlar.

Bu sebeple Allah adına iyi niyetle başlayan tüm dini hareketlerde, hem rehber hem de tabi olanlar her daim niyetlerini kontrol etmelidirler. İmam Gazali’nin de ifade ettiği üzere bazen niyet başta iyi olur, sonra kötüleşir, bazen de başta kötü olur, sonra iyileşir. Başta iyi olan niyetin sonunda da aynı safiyeti koruyacağının garantisi yoktur. Bu sebeple dini cemaatler her şartta kendilerini, hedeflerini, yaptıklarını sorgulamalı, kendilerini sigaya çekmelidir. Halbuki bugün tam tersi yapılmakta, hizmet grupları kendilerini değil de hep başkalarını sorgulamakta ve onların eksiklerini araştırmaktadır.

Allah Teala Bedir savaşında attığı bir avuç toprak ile düşmanına galip gelen Habibini bile herhangi bir yanlış düşüncelere kapınılmasın diye; “Ey resulüm attığın zaman sen atmadın, Rabbin attı” buyurmuş, böylece tüm başarının Allah’tan bilinmesi gerektiğini tüm müminlere hatırlatmıştır.

Birbirimize her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğu bu zor zamanlarda muhtelif dini grupların cemaat taassubunu yenmek ve diğer hizmetlerdeki kardeşlerine gönüllerini açmak için daha fazla gayret göstermeğe ihtiyaçları vardır. Yoksa zaten sahipsiz ve güçsüz olan İslam ümmetinin başına daha büyük belalar gelecek, ayette belirtildiği üzere ümmetin rüzgarı, etkileme ve sürükleme gücü azalacaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar