1. YAZARLAR

  2. Tankutalp Altunsoy

  3. Yeni Hasan Sabbah’lar ve Kandırılmış Fedaileri-2
Tankutalp Altunsoy

Tankutalp Altunsoy

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Hasan Sabbah’lar ve Kandırılmış Fedaileri-2

A+A-

Dünkü yazımıza devam ediyorum…

Buraya kadar Hasan Sabbah kimmiş Alamut Kalesi’nde yetiştirdiği ölüm fedaileri ile ne yapmış anlattım, şimdi gelelim günümüz Hasan Sabbah’larına…

Öncelikle şunu iyi anlamamız veya benim anlatmam gerekiyor, günümüz Hasan Sabbahları epeyce çoktur fedaileri de öyle. Ya değilse birileri çıkıp ‘bu davanın delisi çoktur diyebilir mi?’ Neyse bu konuya yavaş yavaş gireyim.

Günümüzde her türlü teknolojik bilgi edinme imkânına rağmen Müslüman olduğunu söyleyen halk kulaktan duyma bilgilere iman etmekte ve işin gerçekliğini hiç araştırıp merak etmemektedir. Hasan Sabbah’lar diyeceğimiz kişilikler hem dinde hem siyasette hem sporda günlük yaşantımızda her alanda mevcuttur. Adnan Oktar bunun basit örneklerinden biriydi, halk uyanmasa da devlet mekanizması uyanıp harekete geçti ve sonuç ortada. Diyebilirim ki istisnasız bütün cemaat ve dernekler bu şekilde bir yapıya sahip olup, gerekli durumlarda fedaileri ile devletin işleyişine müdahale edebilecek güçtedir. Dönem dönem ülkemiz ve diğer ülkeler bu tip olaylara şahit olmuştur. FETÖ basit bir cemaat görünümündeyken neredeyse devleti ele geçirebilecek paralel bir devlet yapılanması ile karşımıza çıkıp darbe yapmayı deneyecek kadar ileri gitmiş fedailere sahip bir organizasyondu. Hala bu terör örgütünün elemanlarına operasyonlar yapılmakta ve dehlizlerine inildikçe korkunç gerçekler ortaya çıkmaktadır. Peki, işin din boyutundan sosyolojik boyutuna geçecek olursak neden insanlarımız bu tip organizasyonlara kanıp bunların gönüllü fedaileri arasına girmektedirler.

***

Bana göre ilk sebep eğitim yetersizliğidir. Yıllarca eğitim üzerinde oynanan oyunlar halkı etkilemekte ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu algılamalarına zarar vermektedir. Neyin doğru olduğuna nasıl karar verilecek, bu kararı ancak ve ancak düzgün bir eğitim alan kişiler verebilmektedir. Bazı meseleler iki çarpı iki dört eder gibi basit değildir, lakin basit doğruları söyleyenler, halkın kontrol mekanizmalarının bir süre sonra dışında kalarak, biz ne dersek doğrudur anlayışını halka kabul gördürmüşlerdir. Oysa eğitimli bir insan duyduğu her bilgiye temkinli yaklaşır, Askeriyede meşhur bir söz vardır ‘güven kontrole mani değildir…’

İkinci bir sebep olarak da bilinçli bir şekilde geliştirilmiş, arttırılmış fanatizm. Cahillikle, eğitim almaları engellenen toplumlarda kolayca bu virüsü yayıp toplumları istediğiniz her alanda holiganlar haline getirebilirsiniz. Bu bir gün spor olur, bir gün milliyet, diğer gün din ve bir başka gün siyaset… İstediğiniz her alanda bu fanatizmi geliştirebilirsiniz, bu virüs için zaten toplum eğitimsiz bırakılarak hazır hale getirilmiştir. Tam da burada bu virüsü kullanan yeni nesil Hasan Sabbahlar devreye girer ve her türlü işleri için ölüm fedailerini kullanırlar. Bunu kimi din elden gidiyor masalları ile devreye sokan tarikat liderleri devletin otoritesine karşı fedailerini kullanarak denemişlerdir. Sadece tarikatlar mı, hayır siyasiler, spor takımlarının kulüp başkanları vs. gibi sıralanabilir. Ama en sık kullanılan örneği dini simgelerdir. Bu sadece ülkemizde değil tüm dünyada böyledir, ya değilse haçlı seferleri için onca Avrupalı nasıl bir araya getirilebilirdi?

Üçüncü bir sebep ise bana göre gönüllü kulluktur, yazımın bu kısmını geçenlerde okuduğum bir hikâye ile anlatmak istiyorum,: “Dört tavuk bir gün bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çalarlar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşünürler. Zaman geçer yumurtayı getirenler de unuturlar. Onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inanırlar. Günün birinde kuluçkaya yatan bir tavuğun altındaki yumurta kırılır, içinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı, tuhaf bir tavuk çıkar. Herkes şaşkın mutludur. Böylesini ilk defa görmüşlerdir anne tavuk yavrusuna dersler vermeye başlar, bak yavrum yerden bulduğun böceği şöyle ye, arpayı buğdayı böyle ye. Anne tavuk her geçen gün yeni şeyler öğretir yavrusuna tehlikelere karşı nasıl davranılacağını da. Büyük yumurtadan çıkan ilginç gagalı yavru tavuk, annesinin her söylediğini yapmakta, büyüdükçe de güzelleşmektedir.  Oldukça uzun kanatları vardır. Diğer tavuklar onun kanatlarına kıskançlıkla bakmaktadır. Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı, kendini nasıl savunacağını anlatırken, yavrunun gözü gökyüzünde çok yukarılarda süzülerek ihtişamla uçan bir canlıya ilişir. Anne bu ne diye sorar? Anne tavuk ha o mu, o kartal yavrum kuşların padişahı. Ne de güzel uçuyor, deyip iç geçirir yavru tavuk. Evet, yavrum ama sen sakın ona özenme, asla onun gibi olamazsın. Senden önce baban, deden, amcan hepsi ona özendi ama hiçbiri onun gibi uçamadı. Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın. O günden sonra küçük tavuk ömrü boyunca arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çekerek ve her defasında keşke bende bir kartal olup uçabilseydim diye hayıflanır. Ve bir gün siyah uzun kanatlı büyük tavuk, ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gider, onu bir tavuk gibi defin ederler. Oysa ölen bir kartaldır.”

***

Etienne de La Boetie ‘gönüllü kulluk’ kitabında der ki: Eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak özgürlüğü hiç tanımadığı, görüp bilmediği için, pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. (Biz bu cümlede anlatılan ikinci kuşak oluyoruz.)  Bilinçsiz ailelerin ve iktidar baskısı altındaki toplumların çocukları kulluk, kölelik düzeni içinde büyütülüp eğitilirler, siyasi iktidarlar en küçük bir eleştiriye, protesto gösterisine tahammül edemezler; onlar gibi düşünmeyenler suçludur haindir. (Bugün muhalefet yapanların tamamının terörist ilan edilmesinin nedeni de bu tahammülsüzlüktür, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e yazar kasa atan adam bugünün iktidarından herhangi birine bu hareketi yapmış olsaydı başına gelebilecekleri tahmin bile edemiyorum.) Dolayısı ile bu insanlarda siyasal iktidarı eleştirmeye yönelik herhangi bir eyleme kalkışamazlar. Böyle bir eylemin gerektirdiği özgün düşünceden, özgür iradeden yoksundurlar. Kurulu düzeni sevip, benimserler ve sürdürdükleri yaşamın dışında başka yaşam biçimleri olduğunu yâda olabileceğinin farkına bile varmazlar. (Her türlü kötü gidişata rağmen ne yapalım başka oy verecek yer mi var, bu halimize de şükür diyebilen şahısları ilk sığındığı sebep budur.)

***

Oysa insanların içinde bulundukları durumu doğal karşılayıp benimsememeleri, hep daha iyiye, daha güzeli amaçlamaları için onlara belli değerler, onur, erdem gibi insani davranış kalıpları aşılamak gerekir. Çünkü bilimsel ve özgür düşünen aklını öne çıkaran sorgulayan gerektiğinde hesap soran bireylerin oluşturduğu toplumların geleceği çok daha güven içinde olacaktır. Bu gönüllü kulluğun yok edilmesi, özgür bireylerin yetiştirilmesi yine yönetenlerin elindedir. Yani kişiler isterlerse kartal isterlerse tavuk yetiştirirler aileler kartal yetiştirmek istemiştir, dünyayı yönetenler ise kartallara düşman oldukları için; onlar tavuk beslemek istiyor. İçinizdeki kartal olma ateşi hiç sönmesin! Fikir hür olmazsa; beden tutsaktır…

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.