Dedelerimizin, büyükannelerimizin siyah beyaz fotoğraflarına baktığımızda çok fazla kilolu insan görmeyiz. Obez olmak, aşırı kilolu olmak ne zaman bizim derdimiz oldu? 50 yılı aşkın bir süredir pandemi boyutlarına varan bir derdimiz, obezite… Aslında ilk defa nadirde olsa günümüzden 100 yıl kadar önce rastlanmaya başlanmış bir durum obezite.
Ülkemizde yetişkin obez sayısı 2023 yılında 19 milyon, 2045 yılında ise 26 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Ve obez olmak metabolik, kardiyovasküler, ortopedik, psikiyatrik birçok rahatsızlık ile kolkola gezmek olarak kabul edilmektedir. Hal böyle olunca ilaç sektörü de buna bir çözüm aramaktadır. Ve karşımıza son dönemler de GLP-1 reseptör agonistleri yani zayıflama iğneleri (veya hapları) çıkmıştır.
GLP-1, yemeklerden sonra bağırsaklarınızda bulunan L-hücreleri tarafından salgılanan, metabolizma düzenleyici bir hormondur. Vücudun enerji dengesini sağlamada hayati bir rol oynar.
GLP-1; insülini artırıp glukagonu azaltarak kan şekerini dengeler, mide boşalmasını yavaşlatır ve beyindeki tokluk merkezine sinyal göndererek iştahı kapatır.
Tokluk, bir yeme olayına yanıt olarak ortaya çıkan ve yiyecek işleme ve emilim sinyalleri azaldığında sona eren, açlık hissini tetikleyen bir doluluk ve tatmin duygusunu ifade eder. Tokluk, yiyecek alımına ek olarak birçok faktörden etkilenen karmaşık bir durumdur. GLP-1, kolesistokinin ve peptid YY gibi bağırsağınızdan salgılanan hormonlar orta vadeli tokluğu düzenler. Bu hormonlar, yiyeceğin gastrointestinal sistemden geçişi sırasında salınır ve sadece yiyecek alımını engellemekle kalmaz, aynı zamanda yiyeceğin işlenmesinde de rol oynar. Beyin, iştahın düzenleyici kontrolünde yer alan tüm süreçlerden gelen sinyalleri ve toklukla ilgili olanları bütünleştirir. Ve sana toksun yeme der.
Bugün meşhur olan bu zayıflama iğneleri, aslında vücuda bu hormonun taklidini dışarıdan ve çok yüksek dozda verir.
Kilo verme ilaçları kullananlar (GLP-1hormonu kullananalar), sürekli yemek yeme isteğinin ("yemek gürültüsü") kesildiğini ifade ederler. Bu etkiyi sağlayan temel unsur, GLP-1’in beyindeki tokluk merkezlerine sinyal göndererek iştahı baskılamasıdır. Buraya kadar iyi gibi görünüyor.
Zayıflama iğnelerinin bağırsaklarımıza yan etkisi
Zayıflama iğnelerinin (GLP-1 reseptör agonistleri) tedavi edici faydalarına rağmen, bu ilaçlar çeşitli yan etkilerle ilişkilidir ve en sık bildirilenler arasında gastrointestinal rahatsızlıklar yer almaktadır. Gastrointestinal yan etkiler, bu ilaçları kullanan bireylerde önemli bir endişe kaynağıdır. Tedaviye uyumu ve hasta memnuniyetini potansiyel olarak etkileyebilir. Bu yan etkiler, şiddeti ve süresi değişebilen bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve karın ağrıları gibi çeşitli semptomları kapsar.
Bu gastrointestinal rahatsızlıkların altında yatan kesin mekanizmalar tam olarak aydınlatılmamış olsa da, bunların GLP-1 hormonunun gastrointestinal hareketlilik ve salgılama üzerindeki etkilerinden kaynaklandığına inanılmaktadır.
Yapılan çalışmalarda zayıflama iğnelerinin, bağırsak villuslarını (bağırsağın iç yüzeyinde bulunan ince uzantıları) büyüterek veya bağırsak uzunluğunu artırarak "esnek olmayan” bir yapıya yol açabileceği ve bunun da zamanla tıkanıklığa neden olabileceği belirtilmektedir. Özellikle kabızlık ve akabinde bağırsak tıkanıklığı, bu ilaçlarda tedavi süresi uzadıkça artan bir yan etki olarak karşımıza çıkmaktadır. Vücudun kendi ürettiği GLP-1'in yarı ömrü 1-2 dakika iken, ilaçlarınki 6-24 saattir. Bu sürekli ve yüksek uyarılma, vücudun doğal dengesini bozabilmektedir.
Lif: Doğal GLP-1 Tetikleyicisi
Doğru beslenme yoluyla bu hormonun vücut tarafından daha fazla üretilmesini sağlayabiliriz. İlaçlara bağımlı kalmadan bu hormonu artırmanın en etkili yolu lif tüketimidir. Kalın bağırsaktaki bakteriler, fermente edilebilir lifleri (prebiyotikleri) parçalayarak Kısa Zincirli Yağ Asitleri üretir. Bu asitler bağırsaktaki L-hücrelerini uyararak hem GLP-1 hem de peptid YY (tokluk hormonları) salgılanmasını sağlar. Lifli bir öğün yediğinizde, etkisi sadece o an değil, liflerin kalın bağırsağa ulaştığı saatler sonra (bir sonraki öğün zamanında) bile tokluk hissi olarak geri döner. Araştırmalar, yemek sırasının hormon salınımını etkilediğini de göstermektedir. Örneğin, karbonhidratlardan önce sebze tüketmek GLP-1 seviyelerini daha iyi optimize eder. Ayrıca, liflerin sindirilip bağırsağa ulaşması zaman aldığı için, bir öğündeki yüksek lif oranı, bir sonraki öğünde duyulan açlığı bile azaltabilir ("ikinci öğün etkisi").
Sadece beslenme değil, yaşam tarzı da hormon dengesi için kritiktir. Uykusuzluk, kronik stres ve hareketsizlik GLP-1 üretimini baskılayarak tokluk hissini azaltır ve obezite riskini artırır. Kilo yönetimi sadece irade değil, biyokimyasal bir süreçtir. İlaçlar güçlü bir çözüm sunsa da uzun vadeli güvenlik riskleri taşımaktadır. Oysa bağırsak mikrobiyotasını lifli gıdalarla desteklemek, vücudun kendi zayıflama mekanizmasını (GLP-1 ve peptid YY) doğal, güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde aktive etmesini sağlar. UNUTMAYALIM!....Ne kadar lif tükettiğinizin farkında olmak ve bunu artırmak, sağlığınızı iyileştirmek için büyük bir adımdır.