Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir pazarda bu hafta alışveriş yapanlar listelerindeki eksikleri değil, mevsimleri sorguladı. Çünkü kışın ortasında, soğuk havaya inat, tezgâhların başköşesinde karpuz vardı. Yaz aylarının vazgeçilmezi olan bu meyveyi kalın montlarla dolaşan insanların arasında görmek, ister istemez herkesi durup düşündürdü.
Eskiden pazarda mevsim kavramı netti. Kışın portakal, mandalina, yazın karpuz, kavun… Şimdi ise takvimler şaşmış gibi. İran’dan ithal edilen karpuzlar, yalnızca bir ürün değil, değişen tüketim alışkanlıklarının, küresel ticaretin ve “her şey her zaman olsun” anlayışının da bir yansıması.
Vatandaşların tepkisi de bu yüzden farklıydı. Kimi sadece bakmakla yetindi, kimi fiyatını sordu, kimi de “Kışın karpuz mu yenir?” diyerek şaşkınlığını gizleyemedi. Aslında bu şaşkınlık sadece karpuza değil, mevsimlere, alışkanlıklara ve doğayla kurduğumuz ilişkiyeydi.
Karpuzun yanında tropikal meyvelerin de tezgâhlarda bulunması pazarı adeta küçük bir dünya pazarına çevirdi. Muzlar, ananaslar, egzotik meyveler… Hepsi rengârenk, hepsi cazip. Ama bir o kadar da düşündürücü. Çünkü bu bolluk, beraberinde mesafe, maliyet ve doğallık sorularını da getiriyor.
Esnaf açısından bakıldığında tablo farklı. İlgi var, merak var, hareket var. Pazar canlanıyor. Ancak bu canlılık, “mevsimlik ürün” kavramının yavaş yavaş anlamını yitirdiğini de gösteriyor.
Belki de Seydişehir pazarındaki kışlık karpuz, sadece bir manzara değil, içinde yaşadığımız çağın küçük ama net bir özeti. Artık her şeye her an ulaşabiliyoruz. Ancak mevsimini beklemenin tadını da özlemiyor değiliz. Çünkü bazı lezzetler, zamanı geldiğinde güzel olur.