Asayiş haberleri genelde birkaç paragrafla geçilir. “Olayla ilgili soruşturma sürüyor” cümlesiyle biter ve bir sonraki habere geçilir. Okuyan için her şey çok basit gibi görünür. Oysa her asayiş olayı, sadece bir adli vaka değildir, bir şehrin, bir mahallenin, hatta bir toplumun aynasıdır. O aynaya baktığımızda ise giderek daha tanıdık bir karanlıkla karşı karşıya kalıyoruz.
Son zamanlarda art arda gelen kavga, silahlı saldırı, ölümler, hırsızlık ve şiddet haberleri artık şaşırtmıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor. Alışıyoruz. Normalleşiyor. Bir kafede silah sıkılması, bir sokakta bıçak çekilmesi “olağan” bir başlık haline geliyor. Oysa olağan olan, insanların korkmadan sokağa çıkabilmesidir.
Bu olayların arkasında sadece bireysel öfke yok. Ekonomik sıkışmışlık, sosyal çürüme, iletişimsizlik ve cezasızlık algısı da var. Tartışmaların konuşarak değil, şiddetle çözülmesi, sabrın yerini öfkenin alması tesadüf değil. Her silah sesi, aslında çözülememiş bir sorunun yansımasıdır.
Güvenlik önlemleri elbette önemli. Polis, kamera, denetim… Ancak asayiş sadece kolluk kuvvetleriyle sağlanmaz. Mahalle kültürü, eğitim, gençlerin geleceğe dair umudu da bu işin bir parçasıdır. Bir şehir kendini ne kadar güvende hissediyorsa, o kadar huzurludur.
Asayiş haberlerini okurken “bana uzak” demek en büyük yanılgı. Çünkü şiddet, sınır tanımaz. Bugün bir başkasının mahallesinde olan, yarın bizim sokağımızda olabilir. Bu yüzden her olayda sadece fail ve mağduru değil, “neden”i de sorgulamak çağımızın zorundalığı.